Yaşam Döngüsü 3 – İsmet Şengül

BÖLÜM 1

İHANET;” Cam kırıkları gibi doldun kan çanağı gözlerime”…

“Her ne kadar yakınsak bir o kadarda uzağındayız yaşanılası Dünya’nın”

“Dünya’ya acının ve kederlerin birikimi olarak geldik. Arttıkça arttı, tenimizde zulmün kırbacındaki sancıyan yanımız. Bir yanımız dağ rüzgarı, bir yanımız kıtlık kıran sefaletlik . Ant olsun güneşin doğurduğu yarınlara. Çağına ters düşenlere inat, çağına uyanların safında yer tutacağız”

Oysaki ne kadarda açız sevgiye,

Ne kadarda hasretiz güzel olan her şeye ve de kardeşliğe.

Hainlik kuşatmışsa dört yanını,

Nifak mekan tutmuşsa toprağını,

İnsanlık ektiğin yerde düşmanlık boy veriyorsa,

Sevgiyi ektiğin yerde kin nefret türüyorsa,

Kardeşliği ektiğin yerde ayrılığın dereleri kuraklığa yön veriyorsa,

Ya neylesin, ya nasıl eylesin mertliği namertlik kuşatmışsa, yiğidi kalleşlik pusulamışsa,

Ya neylesin toprağa sevgiyi ekip nifak toplayan.

“Bizlerse her talan ikliminde,

Doğurgan topraklara süreceğiz,

çağın işleyen yanını”

Boyumuz boyunca uzadığından beri,

Taşı yontup şekillendirdiğimizden beri,

Çorak topraklara can verip sürdüğümüzden beri,

Ya neylesin, ya nasıl eylesin suya hasret toprak ihanetle kuşatılmışsa.

İNSANLIK

Çıkıp yücesine seyrine daldım.

Ey  insanlık söyle nedir bu halin.

Acı keder katmerlenmiş bağrında.

Dermanın dar boğazda tükenmiş ferin

Tufan kopmuş yel savurmuş.

Tozak olmuş çöl kavurmuş.

Dirlik düzen yok dağılmış.

Neden sus pus olmuş dilin.

BÖLÜM 2

Kısır bir yaşam döngüsüdür bu, doğurduğu her şey ya topal, ya çolak, ya kör , ya sağır, yada duyarsız ve de dilsiz vücut bulup boy veriyor bir zamanlar kardeşliğe bire on veren bu topraklarda.

Topal eşekle bu çağ yangınında yarınlara yol almaktayız. Hastalıklı beyinleri kuşatan kötülük, insanlığı pusuda düşüren ihanet, kendisine verdiği acının doğrultusunda acı vermeye meyil eder. Bıçağa duyduğu sadistçe bir mutluluk taşır içinde. Katilce bir zevk ve tutku yumağıdır örümcek’ leşmiş  beyinlerde.

“Hayata olan sevginiz umudunuzu büyütsün, umudunuza olan tutkunuz kararan ufkunuza ışık çizgisi olsun.

Boy verdi fidanalar büküldü dallar.

Dertlinin halinden dertsiz ne anlar.

Tasasına düştüğüm derdiyle yandığım har.

Beni al bağrına sarıp da sarmala.

Nefesime nefes olan eyyyy eşsiz diyar.

BÖLÜM 3

Gölgelendiğin dala vesvese düşürürsen serinlik yerine ateşi verir tenine. İçtenlikle atılan her adım gelecekte ses verir can olur nefesine. Ama sizlerin o yalancı ruhunuz hep şöyle der, kendinizce doğruluğa bir pay düşürerek en yüce şey olan hayata tutkudan uzak, çıkarsızca bakabilmektir. Ama kendinizle birlikte insanları da kandırmaktan öteye gitmez tuttuğunuz eğri yol . Yalan ve riyakarlık kuşatmış yaşamın her alanında sürüp giden döngüyü insanlığa sunulan acı ve kederden başka bir şey değildir.

Sizlerse bu kötülüğün odak noktasında yer almaktasınız, sözde yaşam döngüsüne yön vermeye çalışanlar, ateşten bir daldır uzattığınız kardeşliğe, dokununca eli tutunca yürekleri yakıp kül eden

BÖLÜM 4

“Bilincin faziletine erenler insanlığa hizmet ederken, gerçeğe yüz dönen cahiller güruhu ise ehli ilme düşmanlığı bir görev telaki ederler.”

Bence en güzel olan şey toprağı ayın okşadığı gibi sevmek, güneşin ışıttığı gibi sarmak, sarsmadan o ince ve hassas döngüyü sadece ve sadece o güzelliğe çıplak gözle dokunmak, yani ne incit nede incitsinler seni. Yani ne harla ateşi nede ateşe kuru bir kütük ol. Çünkü o ateş önce seni sonrada çevrendekileri yakıp kül eder. Yani hem dalda bir gonca gül, hem de goncayı kuşatan diken olmayacaksın. Gonca seni, diken sevdiklerini kanatır.

Sizi gidi iki yüzlü riyakarlar sizi tutkunuzda masumluk yüreklerinizde sevgi yoktur sizin. Sizler yaratılmışları sevmiyorsunuz yaratandan ötürü. Sizler insanlığın toprağına ekeceğiniz kötülüğü seviyorsunuz, sizler kardeşliğe giden yolu dikenle doldurup uçuruma sürmeyi seviyorsunuz, sizler umutsuza umut olmak yerine; umuda pusu kurup yok etmeyi seviyorsunuz. Sizler kötülüğün anahtarısınız, ne zaman açsanız o kapıyı ölüm ve yıkım sarmalıyor her yanı. Sizler saatin boşalan zembereği gibisiniz hep kendinizden yana çevirirsiniz zamanı.

“Ey özüm, kalk şahlandır bilgeliğin atını . Kırbacın aklın olsun mahmuzlarınsa inancın. Cehalet kuşatmışken insanlığın dağını, seni kollayacak Çamlıbellerin olsun.”

“Art arda üç el ateş etti gecenin renginde bizleri pusuya düşüren ihanet, bu direniş, bu ihtişamlı gidişlerdir ki beni alıp götürür direnenlerin taa ki şah damarına.”

BÖLÜM 5

Masumluk, yaratma iradesinin olduğu yerdedir. İnsan üstü bir döngüyü yaratmak isteyenler bence en temiz iradeyi kendi özüyle harmanlayıp o iradeye sahip olandır. İşte bütün güzellikler buradan başlar. İradeyi tümüyle kullanabildiğimiz yerde yaşam çerçevelenmiş bir tabloya benzer sadece bir tablo olarak kalmaması için uğrunda ölüme gider gibi inancımızla sevgimizle kararlılıkla sarıp sarmalamalıyız hayatı.

Yaşamla ölüm evvelden ezele kardeştir.

Sevgiyle hasret aynı yolda yoldaştır.

Kavuşmakla ayrılık, aynı dalda haldaştır.

Sılayla gurbet gibi, açla tok gibi

Varoluştan beri bir döngüdür bu. Ve bu döngüyü dengede tutmak iyi huylu dürüst insanlara düşer. Sevgi ırmağından yoğurup hamuru, kardeşlik mayasıyla mayalamak, bir çay misali muhabbetimizle demleyip içirmek yaşama onuru katanlara. Fakat çoğu, korkuları ve şaşılıklarıyla bakar yaşama. Sözde doğru bakar lakin tersten görür her şeyi, oysa ki iddia ettiğimiz şeyler, güzellikten doğruluktan ne kadar da uzak. Siz güneşi balçıkla sıvayanlar sönmüş yıldızların ziyasında yolunuzu bulmaya çalışıyorsunuz, rotanız bozuk sonsuz bir karanlığın girdabında bir toz zerresinden başka hiçbir şey değilsiniz.

Soylu kavramları kirletip soysuzlukla kuşatan sizler var olanın dışında kendi yarattığınız yaşam döngüsünün kıyısında güzellikle bütünleşen her şeyi yerle düz yeksan ettiniz. Sözlerim ateşe serpilen tiner gibidir, peki kime göre. Ben yönümü aydınlıktan yana seçip kardeşliğe bezetmişim dizelerimi sevgiye çevirmişim gözelerimi insanlıktan bu gözelerin suyundan yoğursun diye hamurunu.

Sizler insanlığın çadırına ateş düşürenler, anaların yüreğini evlat acısıyla pişirenler sevgisizliğiniz sizlerin size melaneti olsun.

BÖLÜM 6

Kendine inan! Kendine inancı olmayanlar her zaman yalan söyler. Yalanın açtığı yara derin olur kabuklanmaz.

Kendine güven! Kendine güvenemeyenler dirliği düzeni sağlayamazlar.  Dirliği   düzeni  talan ettirenler çölde  yağmalanmış kervana benzer, sözde adil davrananlar, sizler aldatıyorsunuz;  adalete güvenenleri, temiz inançları. Adaletsizliğiniz adaletiniz olmuş, baskı ve zulüm ise kurallarınız.  Körün gördüğüne inanıp açın doyduğuna kanaat getirmektesiniz. Topalın yürüyüşüne çağ atlamak, çıplağın haline atlas libas giymiş dediniz. Ben özgürlüğü nefes gibi bilirim taze toprak üstünde esen havayı severim. Kibirinden böbürlenip kabına sığmayanların iki yüzlülüğündense, onurlu insanların sofrasındaki kuru ekmek ve soğanı tercih ederim. Bilmezler ki fakirin ekmeği alın terinde ve yaz tarlalarının doğurgan bereketinden gelir. Hünerlidirler, usta elleri, maharetli parmakları vardır gösterişin ve kendini beğenmişliğin onların yanında ne kadar değeri olabilirki. Onlar dört mevsime emek dökenler, onlardır aşımızın ekmeğimizin ana kaynağı.

“Ecelsiz ölür zulme direnenler, ecelsiz ölür sömürüye dur diyenler. Her talan ikliminde doğurgan topraklara süreceğiz çağın işleyen yanını.”

“Biz ne yangınlar gördük pusulanmış zulmün dağında.”

Gerçek şudur ki; insanların eşitliğini savunmak yalandan, iki yüzlülükten öteye taşımaz bu savı. Çünkü insanlar eşit değildir, ne yaratanın yanında nede yaratılmışların safında. Ayrımcılık bin yılların sancısıdır hiç gitmez durur hep başucumuzda. İnsanlığa ateş düşürenler, ayrımcılığı kinle nefretle bezetenler ne gülene tahammül ederler nede kardeşliği onurla desteklerler. İnsanları iyi tanıyabilirsen ruhun pek de bir önemi kalmaz aslında. Ruh ve sonsuzluk bir sembolden başka bir anlam taşımaz. İnsanlar yalancıdır, hilekardır. Ruh temizdir, saftır. Ruhu kirleten her zaman kişinin kendisidir. Özünü kirletenler ruhça züğürt olanlardır. Kendi ruhlarının ön değerlerini bilemeyenler saflıktan uzak kirlenmişliğin tamda merkezindedirler. Oysa ki ne kadarda açız güzel olan saf olan her şeye. Ama ne yaptılar insanlığın onurunu ayaklar altına alarak dünyayı da kirlettiler.” Menfaat her şeyin en üstünde fazlasıyla değer buldu değersizleşince insan yaşamı. “ Kin ve haset dünyayı sardı ömrümüzle bütünleşip insanlıkla özdeşen her ne varsa yer yer onuda kuşattı.”

“Kardeşliğin kanayan yanı yazacak sevginin ve varoluşun tarihini.”

BÖLÜM 7

“Gökyüzü de üşüyor orta çağlı karanlıklarda, acıya kefen biçilmiş yalnızlığımıza gebeyken yarınlarımız.”

Yerle gök arasında bir sonsuzluk süre gelmiştir, o sonsuzluğa hükmedip kendi egemenliğine alma çabaları o sonsuzluğu kirletmekten öteye taşımamıştır. Akıl ve idrak’ımız bizlerin tutkularından öteye geçmelidir. Bunu başaramayanlar kendi ruhlarını, bedenlerini, vicdanlarını da kirletirler. Aşık olup sevmek irademizin dışındadır kuşkusuz ama erdemli olmak kısacası insanoğlu insan olmak irademizin dahilindedir.

Biz direnenler dünün esaretinden özgür yarınlar kurabilirdik, ama bunun yerine dünün esaretinden geleceğin zindanlarını yarattık. Bizler bugünün ve geleceğin eserleri olmalıyız. İçimizdeki kararlı biz yarınların ve geleceğin tercümanı olmalıdır. Ben doğrunun yalancı savunucularından bezdim usandım. Sadece dışlarına önem verirler, göstermelikten başka hiçbir şey değildirler. Sığ sularda yüzerler, derinlere asla dalmamışlardır. Derinlere ulaşamayanların duyguları yalandır sapkınlıklarına yalnızca bir perdedir. Kendi şehvetli arzuları için yaşar ve bozgunculuk yaşarlar onlar temiz değillerdir, lakin saf görünürler. Sevgiyle bezetilmiş yürekler sezemezler onları, onlarsa bu masumluk üzerine yükselterek binaları güç zehirlenmesiyle bütün erdemleri çürütürler ve yer yüzünün hastalıklı kabuğunu oluşturarak tarihin beyaz sayfalarına kara notlar düşürürler.  Bundandır ki, her neresine insanlık ekilse ihanet ve ölüm, her neresine el atılsa acı ve keder, her neresine ayak basılsa yokluk ve yoksulluk fışkırır. Kin ve nefret tohumları ayrık otu gibidir ne kadar köklersen kökle ardı arkası asla kesilmez. Gövde köklenir damar hep sürgün verir toprağın derinliğinde.

“Kardeşliğe adanmış umutlar , Denizin kenarında sektirdiğimiz taşlara benzer.”

BÖLÜM 8

İnsanlık kör bakanların değil ufka yön verenlerin bakışlarında yol alıp hünerli ellerinde şekillenir. İnsanlık için yeni değerler keşfedenler yaşam döngüsünü güzelliklerle bezetenlerdir. Ta ki bozguncular türeyip döngüyü kirletene dek.

Sahtelik “Ben suyum!” der, bütün kirlenmişliği temizleyen. Gerçeğin varlığından söz eder hep imandan, inançtan çünkü sahtelik insanların üstünde yarattığı karanlığı aydınlık olarak gösterir. Oysa ki karanlığın ta kendisidir, bozguncudur. İnançsal boyuttan yıkayıp uyuşturduğu beyinler kör bakar kulağına ne fısıldanırsa onu bilir önüne ne konursa onu görür ne söylenirse onu yapar. Daha bir sistemli az işlevli komut dışında çalışmayan güdümlü bir mermi gibidir. İnsanlığa kirlenmişliği ve karanlığı reva görenler bu sizin size cehenneminiz olsun.

BÖLÜM 9

İnsanlığı büyük bir kedere düşer gördüm.

Halim bilmez naçar gördüm.

Sevgiye aç her şeyden kaçar gördüm.

Heyy hat bu yılda kurak geçecek insanlık desene.

Tarlalar boy vermeyecek.

Çorak toprak döl vermeyecek.

Toprak deneye sır vermeyecek.

Kuruduk gözelerin başında ateş düşse kül olacaz, rüzgar esse toz olacaz hani nerde damlasına hasret kaldığımız deniz. Olur olmaz her yerde olur olmaz her şeye dert yanıyoruz oysa ki her ne eylesek de bizler ölemeyecek kadar yorgunuz, temiz olamayacak kadar kirli, dürüst olamayacak kadar hain ve ihanetle bezetilmişiz. Gülemeyecek kadar kederli, neşelenemeyecek kadar üzgün, toparlanamayacak kadar perişanız.

İnsanlık arındırmalı kendini toprağına kök salan ayrık otundan.

“Bizler acının çocukları, ne zaman daha berrak bakıp hayata

Ne zaman huy edinip sanata dönüştüreceğiz ustaca söylemeyi.”

Ya ustalaşıp sanatkar biri olacaksın yaşama dair, ya da toz haline gelip ömrünün kayıp gidişini hissederek ellerinde yenilmiş bir hayat olacaksın. Ne tabut, ne kabir, ne sela,  ne de musalla. Ahh! Bir varmış bir yok misali sorarlar; kimdi o çekip giden aramızdan diye. Bir hiç olup hiçler alemine mi yol almak istersin? Yoksa sırtını verip dağlara gözlerinin çakıp yıldızlara alnını yaslayıp al şafağa Dünya cennetinde güzele, güzel olan her şeye ulaşabilecek insanlığın yolunda bir nefer, özgür yaşam yolunda bir savaşçı mı olmak istersin?

Hayatta ki yalnızlığın ve çaresizliğin şarkısını sesleyen kuş, yalnız kalınmışlığın koridorlarında acı bir feryat düşürüyorken yadına sus pus olunca gece hüzün çökünce hücreye korkunç bir sessizliğe hapis olmak en korkuncu olarak karşına çıkar her zaman bir yanında yalnızlık çöreklenmişken, bir yanında hırlayan ölümün sessizliği. Ya hayatın doğurgan yanına karışıp çoklaşacak, ya da kıtlık kıran yanına karışıp yok olacaksın .

BÖLÜM 10

Bir rüya gibidir hayatımız, o rüyayı yorumlayacak olan yine kendi yaşantımızdır. Hayat rengarenk maskelerle ve kötülükleriyle dop dolu bir tabut değil midir? O tabutun kendisi yine biz insanlar değil miyiz? Doğumdan ölüme hep açık kalınca kapak, gözlerini güzelden yana açanlar o tabutu güzelliklerle doldurarak son deminde yaşamlarını sonsuzluğa uğurlarlar. Gözlerini hayata fesatlıktan yana açanlar kendi kirlenmişliği ile başlayarak hayata kendi tabutlarını bütün kirlenmişlikleriyle doldurarak insanlığa gün yüzü göstermeden ardından saçtığı pislikleriyle hiçlik alemine çekip giderler.

Yani hayatımız bir tabuttan ibarettir. İçinden neyi çıkarıp alacağın gerisin geri neyi dolduracağın kişinin dahilindedir. Bütün marifet kapak kapanana kadar.

Yaşantın bir kapağın açılması ve kapanması arasında ki zaman dilimidir. İki parmak arasında ki mesafe, bir soluk alıp verme arasında ki ses, bir göz açıp kapama arasında ki ışık, bir adım atma aralığında ki köprüdür. İşte kainata hükmeden devasa sandığınız hiç bitmez dediğiniz ömrünüz bir tabuta sığacak kadar ufak, cılız, çaresiz ve sessiz.

Hani nerede o Dünyaya hükmedip kendini çok başlı ejderha sananlar, şimdi küllerinden, kemiklerinden bile bir eser kalmadı. Hani ya o zülmeden yanınızla sonsuzluğa taşıyacağınızı sanırdınız hayatınızı şimdi ne oldu? Nerede kurduğunuz zulüm saltanatınız? Sen ben bizler onlar bunlar hiç birimiz bir tabuttan fazlası değiliz, bir değil on kefen bile örtmez teninize, ruhunuza nüfuz eden pisliği.

Tertemiz bir tenle başlar hayatımız, ama bütün kirlenmişlikleriyle tamamlar yolcuğunu. Kirlenen beden olunca kefenle örtülmeye çalışılır, ama bilmezler ki kötülük kötülüktür pislik pisliktir neyin telaşı bu?

İyilik güneş kötülük katran gibidir hangisini seçersen seç o senin kişiliğinin aynasıdır. Kötülüğünün bedelini iyilik yaparak öde, enginine çıkacağın, derinliğine dalacağın kendine bir deniz yarat. Enginine çıkarsan güneşin, derinine dalarsan görüşün bol olur

Can bedenden

Baş gövdeden

Yürek tenden ayrılmadan

Nasıl yaşadıysan hayatını gidişinde öyle olacaktır. Düşünmek insan gibi yaşamı ve geleceği, bir eser bırakmak geride el ense çekmeden hayata. Yoğunlaşıp düşünce gücüyle insanlığın toprağına fitneliğin tohumlarını ekenlere inat bu karışık döngüde, insan olmanın bilincine vararak binlerce yıl sonraya yaşanılası bir Dünya bırakabilmektir. Sevgi, acı, umut gerçek kavramlardır. Selam olsun güzel bir geleceğin onuruna bu yola baş koyanlara. Sorun insanın yaratılışında değil ama Adem’le Havva, ama başka bir döngü. Sorun insanın kendisi ve kendisiyle yaşadığı büyük çelişki.

Teslimiyet, sessizlik ve güçsüzlük hep bir kısır döngü içerisinde yol almış bu güne dek. Mağaralar, kovuklar, savaşlar, kıyımlar derken gelmiş gökdelenlere. Büyük metropollerden büyüyen ve küçülen yaşamlar varoşlara sıkışıp kalan insanlar. Ne çare ki uzaklaşarak insancıl duygularından, yalnızlaşıp soyutlanmışlar içtenlik ve kavramlarından. Artan insan sayısı, eksilen sevgi ve yürek sıcaklığı. Dökülen alın teri, fazla iş gücünü artırıp üretimi fazlalaştırmıştır. Bir yanda bir topan ekmek, diğer yanda kıtlık kıran yoksulluk. Ya bir topan ekmeğe boyun bükeceksin ya da ezilip daha bir ağır şartlarda sömürüleceksin. İnanç sahipleri ne yapmaktadır bu doğrultuda döngüye sadece şükretmeyi yüklediler. Böylesi bir züğürt tesellisi ve zorla öğrettiler kanaatkar olmayı, kendileri leylimley sevdalarda, ziyafet sofralarında yoksulun etini kemirip alın terini içerlerken garibin göz nurunu yetimin ekmeğini talan ettiler. Bu yaşam döngüsünde insan oğlu bu yönüyle bilimi de kendisini de bir çelişkiler zincirine katarak mevcut yaşam ortamında sıyrılarak karmaşaya ve kaosa daha hızlı adımlarla yaklaşmaktadırlar.

Geley günler geley

Yaram sarıla.

Geley günler geley

Umut doğrula.

Geley günler geley

Hesap sorula…

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi127

Bunu paylaş:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*