Ali’siz Bir Desidero – Ayşıl Susuzlu

Ali’siz Bir Desidero*

Hayatımın en verimli yaşlarını geçmiş olabilir miyim?

Bunu düşündükçe göğüs aram terliyor, gündüz sıcağında kadehlerce beyaz şarap içmek istiyorum. Annenizin, hayatınıza dair söyledikleri samimi birer tahmine döndüğünde –yani ikinizin deneyimleri yan yana ama bir arada olmadan olgunlaşmaya başladığında yanlızlık çoğalıyor. O çoğalırken siz kelimelerinizden yana ekonomik olmaya çalışıyorsunuz. Daha az cümle kuruyor, daha çok göz temasına yükseliyor ve çevrenizdeki insan sayısını kırpıyorsunuz.

En verimli yaşlarım nerede acaba?

Bunu düşündükçe gözümün arkasında bir leke beliriyor, canımı acıtıyor, hayat onu yakalamama asla izin vermiyor. Şefkata ihtiyacım var. Bir battaniye iyi olurdu mesela, bir kase çorba da… Şefkat kim acaba?

Verimli yaşlarım neredesiniz?

Bu soruyu hangi ihtiyacımı gidermek için sorduğumu biliyor ama yanıtla ilgilenmiyorum. Hep aynı tas, aynı hamam. Yaşamak bu kadar zor olmamalıydı. Gerçeklikten beklentilerini çıkardığında geriye sadece ‘mutluluk’ kalacak, dediler bana. İyi de beklentilerim olmadan nasıl yaşayacağımı söylemediler ki. Yanlış bilgiden, umursamazlıktan, kaba erkeklerden, terlemekten, hayal etmekten yoruldum. Bebeklik dönemindeki ihtiyaçlarım da karşılandı, biliyorum. Annem beni çok sevdi, babam da ondan gördü sonra sevdi. Hal böyleyken şimdiki ihtiyaçlarım neden tehlikeli geliyor? Sanırım sırf sorulara merakım var benim. Belki de ben sınıftaki ‘O’ çocuğumdur- sormak için soru soran, cevabıyla ilgilenmeyen, itici, gözlüklü çocuk. Tabii o çocuk sanki biraz cılız gibi; ben hiçbir zaman cılız olmadım, olamadım. Anneannemin, babaannemin, annemin ve en son da yağ hücrelerimin içi el vermedi. Ne tuhaf şey şu çocukluk! Prematüre doğmuşum, bu işe yarar mı?

Verimli yaşlarrrrr ben buradayıımmm! Ya siz?

Belki de kaderimde hayallerimi anlatırken boğularak ölmek vardır. Şimdiye kadar kurduğum tüm hayallerim gelip şimdi başıma üşüşseler saniyede oksijensiz kalırım. ‘Hayalleri yüzünden öldü’ derler. Ne kadar temiz bir ölüm olurdu değil mi? Yeri geliyor tek bir kelimeye takılıyorum. Sayısız kaynakta onu araştırıyorum. Zihnimin farklı odalarına sokup, çıkarıyorum, onu soyuyorum sonra tekrar başka başka giydiriyorum ve sonrasında benden uzaklara yolluyorum. Aradan aylar geçiyor ve bir bakıyorum ki Almanya’da bir Türk tarafından kişisel sergi ismi olarak seçilmiş. Şimdi kelimelerime kızma hakkım var mı yok mu siz söyleyin. Ben kolay mı vazgeçiyorum? Maymun iştahlı mıyım ben? Yeterince sevemiyor muyum? Yeterince sevmeye kim karar verebiliyor?

En verimli yaşlarıydı, yazık oldu!

Papatya falı yapmayalı seneler oldu. Çiçekleri koparamaz oldum ben. Hızla duygusal duygusal yaş alıyorum. Belki de ‘sevmiyor’ çıkarsa sevineceğimden korkuyorumdur.

Aahahah karamsarlık, endişeyi nasıl da aniden öldürebiliyor.

Bugünün hemen şimdi bitmesini istiyorum hem de içine 1 kısa hikaye, 2 film, 3 şiir, 4 sarılma, 5 ağlama sığdırmak istiyorum. Kendini sakinleştiremeyen çocuklar gibiyim.

Verimli yaşlarıydı ama gariban bunu göremedi

Çalıştım kadehim dolduramadım

Kimseye halimi bildiremedim

Gönlümün arzusunu aldıramadım

Dileğim hekime deyvermediler

Veysel bu sitemler canımı yaktı

Güzellerde eda yoktur naz kalktı

Herkes üç beşini aldı bıraktı

Beni de bir kere evermediler

Aşık Veysel’in pek de hatırda kalmayan şiiriyim ben. Bunun için Aşık Veysel’e kızsam fayda eder mi? En nihayetinde şiirim ben, anlaşılmamakla burun buruna, insanı aptal yerine koyan, okunaksız, tuhaf, ölü. Hatta bugünün şartlarında ‘ölü doğan’. Hakiki bir ölüm kaygısı yokken kelimelerle ölmek ne kadar da kolay. Limbik çakışma diyarındaki sürengenim ben. Tüm memeliler monogamist prensiplerle çoğalırken, onları yakından sessizce izleyen akrabayım ben. Akbaba kılığında olmayan bir akbabayım belki de. Hiddetliyim, delikanlıyım, yanlızım.

En verimli yaşlarıydı değil mi?

Hadi oradan! Cümlelerimde herhangi bir alıntı, sükse yok diye verimli yaşlarımı mı sorgulayacaksınız? Sizler apartman çatısındaki bisikletli çocuklar gibisiniz. Babalarınız sanayide her gün aynı işi yapıyor, siz de göreceli diyarların korunaklı saçmalıklarında bisiklet sürüyorsunuz. Bana ne bundan! Ben sokaklardayım. KADIN BAŞIMA araba kullanıyorum. Marketlerin eğreti kırtasiye reyonlarını geziyorum. Kasiyerlerle tek kişilik konuşmalar yapıyorum. Benim harcamama düşen kampanyadan adi bir ‘kaşar’ ile yararlanmaya çalışan orta yaşlı kadınla göz teması kurmuyorum. Ancak kadın diretiyor. “Neden 7 liraya inmiş kaşarı almıyorsun?” diyor, neredeyse bağıracak. Beni yargılıyor, 1 ay içinde katarakt ameliyatına ihtiyacı olacak gözleriyle beni süzüyor, sevmiyor. Sevemiyor ki… Adi kaşarı almamanın suç olduğu günlerdeyim.

Verimli yaşlarındaydı güzelim kız

Toplumsal bilinçaltında herkesin bir yerlerine temas eden bir verimli yaş dönemi var. Herkes de bu dönemini başka hülyaların akıntısında, kokulu, ıslak ve yapışkan şekillerde geçirmiş. Aynı insanlar şimdi kalan tek tük kıllarının koyu kokusuyla bana hesap soruyor. Sizin hesaplarınıza göre 15 yıl sonra anneanne – babaanne olacağım ben. İşte siz bana bu hesaplarınız kadar uzaksınız. Ben ‘varoluşsal sancılara’ gebeliği bitmeyen ‘tek çocuğumu’ büyütürken belki de çoğunuz farklı boyutlara teslim olmuş olacaksınız. Uzun uzun bir bakın bana. Gözlerimin en derinine bakın, göz bebeklerimin genişlediğini fark edin, sizlere yokluktan hoşgörü yaratabileceğimi fark edin. Yeter ki yeterince uzun bakın bana!

Olmuyor mu? Biraz daha denesek?

Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor. Olmuyor.

Verimli-verimsiz- verim- ver(mek)-ver(im)-ver

Tüm bu yazılıp çizilenlerin varacağı yer bir çıkmaz sokak. Belki biraz pis bir sokak ama ondan da ilgi çekici kısmı ‘dekorsuz’ oluşu. Bu çıkmaz sokak kukuletalı, çıplak bir bebek gibi. Cana yakın, tanıdık ve aynı şiddette tekinsiz. Haydi epokhe’li (yargısız) takkeler takın başınıza, ayaklarınızda düz, keyifsiz çarıklar olsun ve bir de cebinizde yıllardır biriktirdiğiniz Dolar’lara ihtiyacımız – yani ihtiyacınız var.

Hoş geldiniz!

Tam da zamanında geldiniz. Sıla gecesi bu gece.

Çarıklarınızı lütfen paspasın üzerinde bırakınız.

Desidero’larınızı (özlem) portmantoya asabilirsiniz. Aman dikkat edin- sağdaki menteşe bollandı, kapak biraz gürültülü ve zorlukla kapanıyor.

Yerimiz dar arkadaşlar, lütfen desidero’larını asmayan kalmasın. Koltuk altlarında ve koltuk tepelerinde kalabalık yapıyorlar.

Sıla ile başlayacak gecemiz, zikir ile devam edecek. Ardından biraz ‘farkındalık’ meditasyonu yapacağız. ‘Şimdi ve burada’ya olan yolculuğumuzda bazı duraklarda durup, kimi arkadaşlarımızı toplayacağız ve de arzu edenleri indireceğiz. Duraklarımız 15 Temmuz Şehitleri Köprüsü ve ardından da İstanbul 15 Temmuz Demokrasi Otogarı olacaktır. 15 Temmuz ile başlayan başka bir durak önerisi olan arkadaşımız varsa önerisini lütfen şimdi belirtsin. Dolarlarınıza da pek yerimiz yok aslında. Tüm ayakkabı kutularımız dolu. Bankalarımız da tatile, offshore’a gittiler. İsviçre bu mevsimde serin diyorlar; isterseniz oralara koyun paracıklarınızı.

Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok

Nice elbiseler gördüm içinde insan yok!

“”””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””

Nice desidero’lar gördüm içinde Ali’ler yok

Nice Ali’ler gördüm içinde desidero’lar yok!

Görsel: Alice Lin

http://odamdannotlar.blogspot.com.tr/

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi108

Bunu paylaş: