Zeki Demirkubuz’un ‘Yeraltı’ Uyarlamasına Sosyolojik Bir Yaklaşım – Orçun Üzüm

Giriş

            Toplumu ve toplumsal olayları dönem dönem sinemaya taşıyan yönetmenler kimi zaman bir döneme işaret ederken kimi zaman da bir dönemin ta kendisi olabiliyor. Filmlerin, aslında yönetmenlerin içinde bulunduğu konjonktürden etkilenmemeleri söz konusu olmadığı gibi eserlerinde dönemi yansıtan çeşitli unsurlar barındırabilirler.

            Yerli sinemanın en önemli yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanından serbest uyarladığı 2012 yapımı Yeraltı filminde, kent insanının yalnızlığının, amaçsızlığının belirgin olarak anlatıldığını görmekteyiz. Film Muharrem karakterinin kendi yalnızlığı ile kendini sorgulaması üzerine kuruludur. Bunun yanında film günümüz insanının biraz doğasında biraz da toplumsal koşullardan kaynaklanan çıkarcılığını yalın bir şekilde seyirciye aktarmakta ve gerçeği seyircinin yüzüne vurmaktadır. Bunlarla birlikte, filmde derin bir ‘Aydın’ sorgulaması yapılmaktadır. Muharremin masa sahnesinde yüzleştiği ödüllü yazar, hikâyelerini başkalarından çalan ve kendi fikriymiş gibi kitaplaştıran aşağılık bir karakterdir. Ödül kazanan ve toplumda (aydın çevrede) tanınmaya başlayan bu yazarın arkadaş çevresi güce (ödüle ve popülerliğe) yalakalık ve yancılık yapmaktadır. Filmde ki bu durum güncel toplum durumu ile doğrudan bağlıdır ve seyircinin gözüne sokulacak biçimde kurgulanmış ve vurgulanmıştır.

            Bu bağlamda, Yeraltı Filmi günümüz insanının toplumsal koşullardan kaynaklanan çıkarcılığını ve samimiyetsizliğini gözler önüne sermektedir. Muharrem yalnız bir karakterdir. Toplumdaki gerçeklikle örtüşen bir karakterdir. Muharremin yalnızlığına bakıldığında, kendi etik değerlerine sahip çıktığı için yalnızlaştığı fark edilmektedir. Riyakârlık, yalancılık, hırsızlık gibi olumsuz özelliklere sahip kişilerden uzak durmayı yeğleyerek, yalnız kalmayı tercih etmiştir. Bu sebeple de toplum içi iletişimi zayıftır.

            Filme güncel toplumsal açıdan bakıldığında, yaşanılan coğrafya insanın kibirli, yalancı, samimiyetsiz, hırsız, insan ahlak ve etiğine değer vermeyen bir yapıda olduğu saptaması yapılabilir durumdadır.

Ortam, Yerleşme

            Film günümüz toplumunda ve Ankara’da geçmektedir. Bugünün Türkiye’sinin toplumsal durumunu ele alır. Film içerisinde ki karakterler günümüz aydınını, günümüz memurunu yani doğrudan günümüz insanını temsil eder. Kullanılan dekorlar, kıyafetler, ev tasarımları, teknolojiler günümüz ile orantılıdır.

Hikaye Yapısı (Senaryo yapısı – Kırılma noktası- Filmin teması)

  1. Senaryo Yapısı

Filmde ki senaryo yapısı, ana akım sinema yapısına ters bir yapıdadır. Giriş-Gelişme-Sonuç olarak ilerlemeyen film çağdaş sinema kodlarıyla yazılmıştır. Hikâye yapısı Aristoteryen bir anlatı değil, Brecht anlatımına uyumludur.

  • Kırılma Noktası

            Filmde Muharrem karakteri yüzleşmek için gittiği yemekten, yenik bir biçimde ayrılmıştır. Arkadaşları tarafından aşağılanmıştır. Sonrasında gittiği fahişe tarafından da aşağılandığını düşünmüştür. Muharrem karakteri iyice çökmüş durumdadır fakat kendini hala dik tutma peşindedir. Son olarak temizliğe gelen Türkan karakteri de hiç beklenmedik şekilde Muharrem’i aşağılamaya kalkar. Muharrem burada sinir krizi geçirir. Kendini işkencecisine pazarlayan Türkan, iktidarın gücüne dayanarak Muharrem’i aşağılamak ister. Muharrem için bu son damladır, samimiyetsizliğe, ikiyüzlülüğe ve çıkarcılığa daha fazla dayanamayıp cinnet geçirir ve evi parçalamaya başlar. Tüm samimiyetsizlik, çıkarcılık vs. pisliklerin biriktiği bu sahne, kişisel olarak filmin en önemli sahnesidir.

            Bu sahneye toplumsal bir bakış açısı getirmek istersek. Bastırılmış ve olağan çirkinliğe dayanamayan karakterin cinnetle beraber gelen isyan çığlığını meşru kılmış oluyoruz. Seyirci cinnet anını aynalardan izlemektedir. Yönetmenin, anı izlediğimiz camları karaktere kırdırarak izleyiciyi rahatsız etmesi, yaşanan olay gibi çirkinliklere seyirci kalındığını, gücü elinde tutanın kendinde başkasını aşağılama yetkisi hissetmesi ve yalakalık durumlarına tepkisiz kalınması, yönetmenin tercihen kullandığı bir rahatsız etme eylemidir. Burada yönetmen aslında başından beri anlattığı duruma bir çözüm getirmektedir.

            Aynı durumu daha öncesinde patates ile camı kırdığı sahnede de dile getirmiştir. Çok fazla ses yapan komşulara karşı şu cümleyi kullanmıştır ‘Kimse bir şey demiyor, kimsenin umurunda değil’ Muharrem’in bu cümlesi toplumun tepkisizliğine yaptığı bir gönderme olurken, bu tepkisizliğin sonucunun bireysel çözüm üretme ve bireysel çıkar gözetme olarak camı kırmasıyla sonuçlanır. 

c) Filmin Teması

Filmin teması Yerel Kodlar üzerine kurulmuştur. Anlatılan hikâye belirli bir coğrafyada yaşayan toplumun, kitlenin bir sorunudur. Bireylerin bencilleşmesi, hırsızlaşması, samimiyetsizliği ve güce tapmaları geçmişten günümüze gelen birikim sonucudur. Burada yerel hakkında politik çıkarımlar pek tabi yapılabilir fakat toplumsal olarak anlaşılan, bireylerin bencilleşmesi ve günümüz toplumunda çıkar ve menfaat üzerine ilişkilerin kurulu olmasıdır.

Çatışma
           
Filmde gerçekleşen çatışma/çatışmalar Dışsal çatışmanın aksine, İçsel çatışmadır. Muharrem karakteri, kendi ahlak ve etiğine uymayan topluma karşı savaş açmış durumdadır. Dışarıdan uyarıcılar olsa da (Aşağılama, hırsızlık, rahatsız etme vs.) asıl çatışma nedeni Muharrem karakterinin içsel durumundan kaynaklanmaktadır. Topluma ve çevresindekilere kendisini ait hissedemez ve herkesten onun değer yargılarına uymadıkları için nefret eder. Filmin sürükleyici çalışma Muharrem ve diğerleri (toplum) arasında ki ahlak, değer, etik ve samimiyet sorunsalıdır.

Karakterizasyon

  1. Muharrem

Karakteri anlarken, en başta karakterin adı ilgimi çekiyor. Muharrem, Arapça da yasaklanmış, haram kılınmış anlamına geliyor. Daha isminden başlayarak Muharrem’in toplumdan soyutlanmış bir adam olduğunu anlıyoruz.

Filmin başında Muharrem’i sokaklarda tek başına görüyoruz. Tek başına yemek yemekte ve insanlarla zorunlu olmadıkça iletişim kurmuyor. Karakter hakkında ki fikrimizi oluşturan temel unsurlar; Konuşma biçimi, toplumda ki yalnız tavrı, iletişimsizliği, etkileşime geçememesi. Bunların yanında fiziksel olarak bir anlam kazandırmıyor hikâyeye. Konuşma biçimi, insanlara kin duyduğunu vurgulayacak şekilde sert bir yapıda.

Muharrem Statik olarak ilerliyor film boyunca, bir değişim ve dönüşüm içerisine girmiyor. Hikâye boyunca var olan bir karakterin değişmeden yaşadığı birey X toplum çatışması izliyoruz. Muharrem hep aynı değerlere sahip, aynı kişi olarak kalıyor.

Muharrem aynı zamanda işinden de mutlu değildir. Filmde ki bazı diyaloglar karakter hakkında bilgiler vermektedir. Örneğin; ‘-Memuriyet devam mı hala?’ Sorusuna ‘-Napalım ekmek parası’ cevabı ile mecburiyet duygusunu vurgulamıştır seyirciye.

Yine başka bir örnek olarak, kendisine kıl herif diyen apartmanda ki adamı öldürtmek isteyecek derecede kindar bir karakterdir Muharrem. Bu durumu fahişeye neden numarasını verdiğini anlatırken de anlıyoruz, kadından kendisini aşağıladığı için intikam almak istemektedir ve bunu kendisi belirtir.

Son olarak Muharrem karakterinin içsel çatışmasını anlamamız adına, filmde önemli bir plan vardır. Muharrem, Nietzsche okurken ‘-Bu işte bu!’ diye bağırır ve evin içerisinde zıplamaya başlar. Bu durum yaratılan karakterin yani Muharrem’in derdi olan ahlak kavramına bakış açısını destekler niteliktedir. Muharrem ahlak kavramını, Nietzsche’nin ahlak kavramı ile bağdaştırmaktadır.

  • Türkan

Türkan karakteri, çaresiz, çıkarcı, iradesiz yapıdadır. Sevmediği ve gücü tarafında ezildiği bir adamla beraber olacak kadar samimiyetsizdir. Muharrem ile diyaloglarından yakınlık durumlarını anlayabiliyoruz. Fakat Türkan karakteri güce ortak olunca yani adamla evlenme kararı alınca, iktidarı kontrol altına almış oluyor ve bir anda değişime uğruyor. Bu bağlamda Türkan karakteri Dinamik bir karakterdir. Toplumda geçerliliği olan Türkan karakteri Muharrem’in gözünden nankör ve çıkarcı olarak görülerek, izleyiciyi rahatsız etmektedir.

  • Cevat ve Yalakaları

Cevat karakteri toplum içerisinde ki aydını canlandırır. Diyaloglardan yola çıkarak baskındır ve pohpohlanmanın etkisiyle kendinden emin bir karakterdir. Yalaka ekip, iktidar ve güce tapanlar olarak toplumda yerini almaktadır. Gerçeği bilseler de yani Cevat’ın yalanlarını bilseler de kişisel çıkarları doğrultusunda yancılık ederler. Burada sosyolojik olarak, bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda yanlış ve güçlü insanlara samimiyetsiz olarak yancılık eder çıkarımı yapılabilir niteliktedir. Cevat ve yalakaların karakterleri diyaloglar ve oyunculuk ile anlaşılır kılınır. Cevat kendisine destekçi olarak gördüğü yalakaların desteğiyle konuşmalarından ‘Biz’ diye bahseder. Burada başkalarının adına karar alan-veren bir yapıda olan Cevat, iktidar hâkimiyetine bir göndermedir.

Anlatıcı, Bakış Açısı

            Filmde bir anlatıcı bulunmaktadır. Muharrem karakteri doğrudan kendi hikâyesinin anlatıcısı olarak bulunur. Muharrem’in gözünden hikâyeye tanıklık ederken, ister istemez taraflı bir bakış açısıyla filmi izlemiş oluyoruz. Bu durum yönetmenin hikâyeye objektif yaklaşmamızı istememesinden ve kendi fikrinin doğrudan doğruluğuna bizleri inandırmak istemesinden kaynaklanmaktadır.

Semboller

  1. Patates

Muharrem patatesi rahatsız olduğu komşularının camını kırıp onları susturmak için kullanır daha sonrasında yanından hiç ayırmaz. Patates Muharrem’in kendisini ifade edebilmeye yarayan ve kendi ahlak anlayışını yansıtan bir paylaşımdır. Patates metaforik olarak Muharrem’in duygularını ifade eder durumdadır. Toplumda bu denli yalnızlaştırılan karakterler için patates bir karşı koyma metaforudur. Muharrem’in karşıtlığına güç ve destek olan ahlak ve etik değerler patates ile somutlaştırılmıştır. Yanından ayırmamasının sebebi de buradan gelmektedir, vicdanı ve değerleri Muharrem’in her an yanındadır.

  • Uluma

Ulumalar, hırlamalar gibi filmde bolca tanık olduğumuz hayvanlaşma- regresyon- insanın vahşi doğasına, ide doğru bir çekilme görevi görüyor. Yani bireysellikten toplumsallığa, sosyalleşmeye geçiş orada yarım kalıyor. Muharrem için; hırlamaları yapabileceği tek insan, kendinden daha değersiz/aşağılık gördüğü bir fahişe oluyor. Uluma durumu kendi kişisel ve içsel iktidarını kendisine ve kendisinden daha altta gördüğü kimselere yansıtma sembolü olarak kullanılıyor.

  • Gazete

Yemek sahnesinde, masanın üzerinde duran ve daha önce ajansta Muharrem’in incelediği gazetenin kapağında Cevat karakterinin ödül aldığı kitabı vardır. Kitabın adı ‘Ankara Sıkıntısı’dır. Ankara sıkıntısı, yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı Mayıs Sıkıntısı filmine açık bir göndermedir. Yemek sahnesinde ki diyaloglarda, ‘Aydın’ karakterli Cevat’ı hırsızlıkla suçlar, ‘-Nobel’i, Oskar’ı ne varsa al gel!’ cümlesini kurmuştur. Ceylan’ın Cannes’da aldığı başarıları küçümsercesine, Cevat karakterini Nuri Bilge Ceylan’ı sembolize etmek adına yaratmış gibidir.

  • Kızıl Elma Ajans

Kızıl Elma ismi, sol yapılarla belirgin kodlar ile bağlıdır. Bu durumu sahne içerisinde ve mekân içerisinde bulunan Che Guevera, Fidel Castro portreleri ile netleştirebiliriz. Ajans içerisinde Muharrem karakterinin aşağılanması, arkadaşlık ilişkileri, konuşulan konuların düzeyi ve tartışma düzeyi oldukça alçaktık. Kızıl Elma Ajans’ın sembolleşmesinde ki sebep ise kendisinin dışında yan anlam olarak, metanomik olarak tüm sol yapılara, sol yapılar içinde ki yozlaşmış ilişkilere ve toplumun ilerici, aydın görünen kesimine yapılan bir eleştiridir.

Mekân Kullanımı

            Filmde kullanılan mekânlar anlatıma ek bir katkı sunuyor. En başta filmin geçtiği yer Ankara’dır. Ankara Türkiye’nin başkentidir, bu bağlamda film iktidarı ele alan bireylerin değişimini ve güç kullanımını anlatırken mekândan doğrudan yararlanmıştır, bürokrasinin ve güç odağının baskısının en fazla hissedildiği yerdir Ankara. Sonrasında ev sıradan bir memur evi, Demirkubuz filmlerinde apartman katlarının bir önemi ve hiyerarşik bir yapısı bulunmaktadır. Bu filmde Muharrem apartmanın en üst katında oturmaktadır yani karakter en üstte, en iyi olandır, en güçlüdür. Kendisini toplum içerisinde iktidar olarak gören Muharrem’in karakteri hakkında mekânsal olarak bilgi alabiliyoruz.
            Karakter yalnızlaştığı ve iç çatışmaya girdiği zamanlarda, Ankara’nın arka sokaklarında dışarıda mekânlarla karşılaşıyoruz. Ayrıca tüm mekânların atmosferi filme uygun bir biçimde yaratılmış ve yönetmenin önceki filmlerine bakacak olursak, ekstra olarak özenilmiş durumda.

Sinematografi
           
a)Ses

            Filmde müzik kullanımı yoktur. Ortam sesleri minimuma indirilmiş ve anlatımı güçlendirici nitelikte katkısı yoktur.

  • Kamera

            Filmde kamera kullanımı, anlatıcı Muharrem’i kollayan bir şekildedir. Muharrem ile özdeşleşmemizi sağlayan açı seçenekleri mevcuttur. Alt açı veya üst açı anlatıma katkı sağlamamış, odak kimdeyse doğrudan kamera etkisi olmadan gösterilmiştir.

  • Işık

Filmde dramatik ışık kullanımı söz konusudur. Anlatımı doğrudan güçlendiren bir niteliği olmasa da ışık ile yaratılan atmosfer hikâyede yabancılaşma etkisini ortadan kaldırmış duygu hazzını yükseltmiştir. Filmde soğuk bir renk paleti kullanılmıştır.

  • Kurgu

            Filmin kurgusu Lineer olarak ilerlemektedir. Flashback kullanımı yoktur. Paralel, ritmik kurgu vb. kurgu teknikleri kullanılmamıştır. Kurgu kodları olağan ve doğrudan hikâye ile orantılıdır.

Sonuç

            Film, iktidar ve iktidarın gücü ile güç kazanabilen insanlarla ilgilidir. Bunun yanında topluma uyum sağlayamayan ve kendisinin etik ve ahlak değerlerine uymadığı için yalnızlaştırılan bireyin toplum ile olan çatışmasını aktarır. Filme toplumsal olarak baktığımızda toplumun anlatılan durumlarla bu denli yozlaşması ve bireylerin ahlak değerlerini kaybetmesi tespitinden sonra bu duruma karşılık bir öneri de getirilmiştir. Filmde bireyin toplumla yaşadığı sorundan kurtulma biçimi, bireysel olarak sorunlarını halletme şeklindedir. Patates bireyin kurtarıcısıdır. Filmde iki taraflı bir toplum biçimi vardır. İktidar, yalakaları ve ahlak sahibi insan. Güce tapan insanların karakterlerinde ki değişim dönüşüm, bireylerin, bireysel çıkar gözetmelerinden süre gelmektedir. Burada Modernizmin ileri sürdüğü ahlak anlayışından bahsedebiliriz, yararcı ahlak. Yaracı ahlak, bireylerin kendi kişisel çıkarlarını düşünürlerse, toplumun zaten mükemmel ve ütopik olacağını savunur. Film toplum için bu anlayışın karşısında durur. ‘Demirkubuz bu duruma başkaldıran insanın çelişkilerini ve bu isyanın varoluşsal bir hakikat olduğunu çünkü insanın üstinsan olmak için var olduğunu anlatmıştır.’

Sonuç olarak toplum içerisinde yaşayan birey, kendi etik değerleri ile çatışma halindedir. Bu sırada toplum tarafından yalnızlaştırılır. Kendi içerisinde ki çatışmadan iyi ya da kötü kurtulan birey, toplumun değerleriyle çatışmaya başlar. İktidar ve güç karşısında ahlak ve etik.

Kaynakça

  • http://www.cinerituel.com/2018/09/yeralti-2012-arzu-ile-iktidarsizlik-arasinda-immoralizm.html
  • Elçin Adıgüzel (2016), Toplumsal Gerçekçilik Akımı Perspektifinden Zeki Demirkubuz Sineması, 109 – 118

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi137

Bunu paylaş: