Şeytan İşemiş – Ayşıl Susuzlu

Şeytan İşemiş*

Çok eski zamanlarda yaşayan bir oğlan varmış. Bu oğlan yaşıtlarından bir hayli kısa, somurtkan ve ifadesizmiş. Bir abi, bir abla ve anne babasıyla yaşadığı kâgir evde, evin çıkardığı sesleri dinleyerek geçirirmiş boş zamanlarını. Ahşap zeminin derinliklerinde gezen fareleri, annesinin korkusundan gün yüzü görmeyen hamamböceklerini, usulca tek sıra halinde süpürgeliklerin kenarlarında gezinen karıncaları izlermiş Dilaver. İsminin utancını evdeki olup bitenle paylaşır, utancı sadece o şekilde paylaştıkça azalır ve nadiren de dinermiş. Ailenin tekne kazıntısı olması, ebeveynleriyle arasına yalnızca asırlar sokmakla kalmamış, üzerine zorunlu bir köhnelik de giydirmiştir. Kaynakların kısıtlı olduğu dünyasında Dilaver isminin ‘yiğit, yürekli’ manasına geldiğini bilmeden günlerini eskiten çocuk, birçoğumuz gibi hayattan mucize dilenerek yaş alacağına inanıyormuş.

Dilaver bir öğle vakti, okul çıkışı dalgın dalgın eve yürüyormuş. Açlıktan midesinin yanmasından gizlice zevk alarak yerdeki izmaritleri sayıyormuş ta ki yan dükkândan bir Fado şarkısı kulağına çalınana kadar. Yanık sesli kadının içli, kadere başkaldıran sesi ile tüm sokak yavaşlamış. İşte o an Dilaver için ‘bir şarkı dinledim tüm hayatım değişti’ anıymış. Ana dair yoğun Shakespeareyen duygular bedeninde gezinmeye başlamış. Dilaver gibi 11 yaşındaki bir insan yavrusu için bomboş sayılabilecek bir tasın yani bir kalbin çıkaracağı gürültüyü bir hayal edin. Bu gürültünün, düşüncelerini sağır etmesi için kendini dükkânın basamaklarına atan Dilaver, gözleri kapalı, ağzı açık vaziyette tüm albümü bir solukta oracıkta dinlemiş. Görgü tanıkları Dilaver’in aptal görüntüsündeki çocuksu bilgeliğin onu Fado şarkıcısı kadına bağımlı kılacağını anlamışlar. Hatta ‘ilk ne zaman âşık oldun?’ sorusuna Dilaver’in ‘’Amalia Rodrigues’e oldum ve sadece 11 yaşındaydım’’ diyeceğini hayal ederek bir saat boyunca onu izlemişler. İzlendiğini bilen ve bunu sol kasığında hisseden Dilaver, konjenital bacak kısalığı olan bir okul arkadaşının imgesiyle vücudundaki bebeksi ereksiyonları susturarak, yeni dünyasının hayalini kurmuş.

Kendini çoğunlukla uykulu, aç ve bazen de hasta hisseden Dilaver için bayramlarda topladığı tüm birikimiyle Fado şarkıcısı kadının albümünü almak yalancı normalliğinin sonu olmuş. O güne kadar küçük yaşayan ve neredeyse hiçbir şey hissedemeyen Dilaver, annesinin yaklaşan ‘yıldönümü reaksiyonu’nu şikâyet etmeden atlatabilecek tek aile üyesine nasıl da göz açıp kapayana kadar dönüşmüşmüş. Ablası Gül’ün insanı bezdiren kıskançlığı o aralar Dilaver’in üzerine çöreklenmiş. Minik ayaklarıyla kocaman ruhsal adımlar kat etmiş olan çocuk çok kişinin ilgisini çeker olmuş. Kelimeleri henüz yardımına koşmasa da çok şey hissettiğini bilen Dilaver, o malum gün için annesinin ilaçlarını önceden hazır etmiş, başucuna koymuş ve küveti iyice temizlemiş. Her yıl olduğu gibi o yıl dönümünde de annesinin başı çatlayacak kadar ağrıyacak, acısından ağlayacak ve rahatlamak için duş yapacaktır. Duşta beyin kanaması geçirdiği hissine kapılıp, korkuyla küvete yığılacak ve tekrar ağlayacaktır. Ölmediğini anladığında ise korku dolu bir durgunlukla uyuyakalacaktır. O yıl Dilaver’in babası Hakan Bey’den duyduğumuz kadarıyla, eşi yukarıda bahsi geçen tüm belirtileri yaşamış ve olası bir aile krizi de sağ salim atlatılmıştır. Dilaver’in annesinin henüz sırası gelmemiştir, yıllar önce anasının duş alırken geçirdiği beyin kanaması sanrısıyla daha uzun yıllar yaşayacaktır. Her 20 Mart’ta, alarmı kurulmuş bir saatmışçasına bir bedenin en tanıdık ölümü taklit etmesi Dilaver’in ailesinin en büyük sırrı olarak kalacaktır. Karşı komşuları üniversite öğrencisi Sevgi’nin Amerikalı mektup arkadaşının ziyaretiyle başlamış bu yeni dönem. Amerikalı Liz, Hakan Bey’e karısının muhtemel bir ‘yıldönümü reaksiyonu’ndan mustarip olabileceğini anlatmış, iyi ki de anlatmış. Ailenin bu ilginç sorunsala verdiği tepki uzun uzun anlatılabilinir ama ben Dilaver’den biraz daha bahsetmek için sabırsızlanıyorum.

Boyu babasını geçmiş, Fado ve biraz da Led Zeppelin derken lise son sınıfa gitmeye başlamış olan Dilaver kendisinden 8 yaş büyük olan resim öğretmenine âşık olmuştur. Artık sesi kalın, büyüleyici bir gülümsemesi olan sarışın bir yetişkin adayıdır. Adayımızın tüm hücreleri, resim öğretmeninin ince kemikli bedenine susamış, hayali buluşmalarında titrer haldedir. Kimya defterinin arka tarafı öğretmeninin kara kalem resimleriyle doludur. Kadın her resminde biraz daha serpilmiş, biraz daha arzulanır hale gelmiştir. Dilaver’in Shakespeare gibi 18 yaşındayken, kendisinden 8 yaş büyük bir kadınla evlenemeyeceği su götürmez bir gerçektir. Kaldı ki o bağımsızlığını ilan etmek için gün saymaktadır. Yazdığı irili ufaklı şiirlerini eski püskü defterlerde biriktirirken bir yandan da ticarete en kolay yoldan atılabilmenin aritmetiğiyle baş ağrılarına gebedir. Dünyanın merkezindeki bir uçurumda, geniş omuzlarından yere uzanan penisiyle baş aşağı sarktığını hisseden Dilaver dışarıdan bakıldığında umursamaz gibi gözükse de, kovaladığı onlarca soruların uykusuzluğunda, gizlice sigara içme antrenmanları yapmaktadır. Bu antrenman duvarlarında sayısız “Dilo”, “Dlaver”, “Dalavere”, “Dlvr”, “Dilber” yazıları mevcuttur. Dilaver sanki nereden geldiği belli olmayan ve kahramanımızın bir türlü benimseyemediği atıl bir isimdir. Başka bir Shakespeareyen nüans yine kahramanımızın hayatına sızmıştır. İddia edilenle, hissettiği isim bambaşkadır.

Resim öğretmeninin hayaliyle oturduğu pul pul dökülmüş deri koltukta aniden sol kulağında hissettiği yanma hissiyle irkilen Dilaver, beş dakika önce aklına gelenin kulağına gelişini izlerken şaşkınlık içinde kalmıştır. Sağ kulak mı sol kulak mı derken, kulak dolgunluğunu takip edip sol kulağını deldirmiştir. İlerleyen saatlerde sol kulağının iyice kızardığı ve üzerine günlerce yatamadığı anılarında yine Shakespeare ile buluşan Dilaver, İngiliz yazarın taktığı altın yerine dikkat çekmeyen minik bir gümüş madeniyle süslemiştir deliğini. Kulak deliğinin önüm-arkam-sağım-solum tekerlemesinin neresinde konumlandığı üzerinden yapılan cinsel tercih algısı, anlaşılan Shakespeare’in dönemi kadar eskiydi. Benzer hurafeler Shakespeare’in kendisi için de sık sık gündeme taşınmış olsa da kısa hikâyemizi Dilaver’i biraz daha anlatarak bitirmek isterim.

Dilaver’in sol kulağındaki mütevazı küpesi aile içinde dehşetle karşılanır. Tamamen güdüsel olan bu eylemini açıklamak için kıvranan Dilaver, telaşla ağzına sokmaya çalıştığı pilav dolu çatalıyla dişini kırar. Annesi ise yemek masasının arkasındaki hantal gümüşlüğün oradan ‘Şeytan İşemiş’ diye hayretle bağırır. Bahsedilenin aksine bu tür zamanlarda kaos da bir düzen demek değildir. Dilin üzerine düşen diş parçası, Dilaver, Gül ve Hakan Bey şeytanın işediği sahneye bakarlar. Ufak ve sinirli ellerin tuttuğu çeyizden kalma dantellerin üzerinde irili ufaklı sarı lekeler vardır. Ortada şeytan yoktur, işeme eylemi de yoktur. Bir nevi deyimi andıran kelime öbeği, zonklayan bir diş, havasızlık, rutubet, kader ve karşılıksız aşk el ele vermiş Dilaver’i köşeye sıkıştırmışlardır. 70’li yılların başında ergenliğe veda etmeye çalışan bir insan yavrusu olarak, Dilaver şeytanın hayatının orta yerine defalarca işemiş olduğunu düşünür. İşte tam da o sırada Adana’yı terk etme kararını alır. Abisinin kaptan olmasıyla boşalan odaya yerleşmiş, Gül’ü de gerisinde bırakmış olan kahramanımız eli ağzını örterek odasına çekilir. Kimselerin yakınlık kuramadığı büyük halasının yanına İstanbul’a taşınacaktır. Orada tahsil hayatını sürdürürken, şeytanın henüz işemediği hayatlar kurup, sandık lekesi olmayan bir kızla evlenecektir. Bu kararı verebilmek için böylesine yorgun hissetmek zorunda kalmasına içerleyerek uyuyakalır Dilaver. Yüzünü hatırlayamadığı halasının hayali de birkaç gün sonra zihninde belirmek üzere saklanıyordur.  Uykusu o gece sık sık bölünen kahramanımız, her gözünü açtığında uysalca ‘şeytan işemiş’ diye fısıldar, gülümser, “şeytan işemiş hayatlarımıza hepsi bu yüzden” der ve gece boyunca bunu yineler.

* Resimdeki Belphegor’dur. Yaptığı icatlarla insanları zengin etmek iddiasıyla kandırdığına inanılır. Nisan ayında gücünün arttığı düşünülür.

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi100

Bunu paylaş: