11 Eylül ve Amerikan Karşıtlığı: 11’09”01 ve Bizim 11 Eylül’ümüz – Orçun Üzüm

‘11 September’ Projesi içerisinde yer alan
11’09’’01 (Sean Penn) ve Bizim 11 Eylül’ümüz (Ken Loach)
 Kısa Filmleri Özelinde
Göstergebilimsel Çözümleme

Giriş

            11 Eylül saldırıları içinde en büyük tepkiyi Dünya Ticaret Merkezi aldı. Saldırıların öncesi, saldırı olayı ve sonrasında ABD’nin meşrulaştırdığı saldırgan tavırlar üzerine birçok araştırma, haber yapıldı. Bu durum pek tabi duygusal, eleştirel, yorumlayıcı ve hikayeleştirme anlamında sanat disiplinlerine de yansıdı. Saldırılar başta Amerikan toplumu olmak üzere Dünya toplumlarında çokça sorgulandı. Bu sorgulamaların temelinde saldırıya sebep olan ve bu durumu hazırlayan etmenlerin ne olduğu vardı.

            ’11 September’ projesi bu sorgulama kısmında sinemasal anlamda büyük rol oynamıştır. Farklı ülkelerden 11 yönetmenin saldırıları, etkilerini ve yorumlarını anlatan 11 kısa filmin en temel özelliği farklı bakış açılarının bir arada olduğu, uzun metraj film olmasıdır.

11’09’’01 ve ‘Bizim 11 Eylül’ümüz’ filmlerinin seçilme nedeni ise, 

  • 11 film içerisinde, konuya en iyi yaklaşan iki film olduğunun düşünülmesi,
  • Filmlerin yönetmenleri Sean Penn ve Ken Loach’un Anti-Amerikancı duruşu ve kişisel tavırları,
  • 2 filmin de sinemasal araçları ve göstergebilimi çok iyi şekilde kullanmaları, bu filmlerden yola çıkarak konunun bütünü ile ilgili somut örneklemeler yapılabilinmesi.

Seçilen konunun sinemasal araçlar kullanılarak topluma nasıl aktarıldığını incelenecektir. İncelemeler sonucunda amaç, metaforik-metonomik anlamların nasıl kullanıldığı, sinematografik araçlarının kullanımı ve yönetmenlerin iki film özelinden göstergebilimden nasıl yararlandığıdır.

Ayrıca göstergebilimin önemi somut olarak iki filmde mevcuttur çünkü iki filmde ABD gösterimlerinden çıkartılmışlardır. Amerikan kamuoyu tarafından topa tutulan 11’09’’01 için, İkiz Kuleler’e üçüncü uçağın Sean Penn’in görüntüleriyle girdiğinin söylenilmesi de yapımın, kamuoyunda ne düzeyde bir rahatsızlık oluşturduğunu da göstermektedir.

11’09’’01
Filmi Göstergebilimsel Çözümleme

Künye

Yönetmen: Sean Penn
Senarist: Sean Penn
Tür: Drama
Yapım Yılı: 2002
Ülke: ABD
Dil: İngilizce

Filmin Konusu

Yaşlı bir adam, evinde her şey gölgede ve karanlıktadır. Yaşlı adamın karısı hayatta değildir ve karısını solgun çiçeklerle bağdaştırır. O varmış gibi her gün onunla konuşur, umutsuzluk döngüsünde yaşayıp gitmektedir. Birden ikiz kulelerin saldırı haberinden sonra, evine ışık girer ve yaşlı adam kendi gerçeğiyle yüzleşir.

Filmin Bağlantısı: https://vimeo.com/43576505

Bizim 11 Eylül’ümüz

Filmi Göstergebilimsel Çözümleme

Künye

Yönetmen: Ken Loach
Senarist: Ken Loach
Tür: Drama
Yapım Yılı: 2002
Ülke: İngiltere
Dil: İngilizce

Filmin Konusu

Pablo adında Şili’li bir adamın ağızından, Amerikan halkına yazılan mektup. Mektupta Amerikan’ın Şili’yi nasıl yok ettiğini anlatır ve ikiz kule saldırısına atıfta bulunulur. 11 Eylül 1973 yılında Şili toplumunun ölüm ve acılarıyla dolu yaşadıklarını, 11 Eylül 2002 yılında İkiz kulelere yapılan saldırı ile birleştirir Ken Loach, Amerikan halkının üzüntüsünü paylaşırken, bu durumu tetikleyenin ABD hükümeti olduğunu ve kapitalist, emperyalist yapısını eleştirir. Deyim yerinde ise, ‘etme bulma dünyası’ hikâyesiyle baş başa bırakır bizi. Ayrıca soğuk ve intikamcı bir söylemden ziyade, yaşanan acılara da ortak olur.

Filmin Bağlantısı: https://vimeo.com/49270491

Sonuç

11 Eylül saldırıları üzerinden ABD halkı ve Dünya halklarının ABD politikası ve varlığı üzerine yapılan sorgulamaların sinemaya yansıyan boyutunu iki muhalif yönetmen Sean Penn ve Ken Loach’un konu ile alakalı kısa filmlerini göstergebilimsel açıdan inceleme amaçlanmıştır.

Göstergebilimsel çözümleme yaparken odaklanılan nokta, 11 Eylül saldırılarından yola çıkarak ABD eleştirisinin sinemada göstergebilim kullanılarak nasıl yapıldığı olmuştur. Özellikle Sean Penn’in filmi, göstergeler açısından oldukça değerlidir. Göstergeler ve yarattığı anlamlar ABD kamuoyunun da dediği gibi ‘ikiz kulelere üçüncü uçağı çarptırmaktadır’. Bu denli etkili göstergeler kullanan yönetmenin kişisel tavrı, düşüncesi atlanamaz bir konudur. Sebebi ise yönetmen sinemasında (auteur sinemada) yönetmen, filme düşüncelerini doğrudan aktarır, kendi kişisel tavrını direkt olarak belli eder ve filmin belirleyici etmeni budur. Filmde bu durum somut olarak görülmektedir.
            Aynı şekilde Ken Loach içinde aynı şeyler söylenebilirken, Ken Loach göstergebilimi Sean Penn kadar kullanmamış durumda ya da sadece göstergebilimden yararlanmamış, ses unsurunu da işin içine katmış durumdadır. Didaktik şekilde dış ses yardımı ile direkt anlatmak istediğini, anlatmayı seçmiştir. İki aynı tavrın farklı anlatım yönleri bizlere Auteur kavramının niteliğini somutlaştıracak şekilde karşılaştırma imkânı veriyor.

            Yönetmenlerin göstergebilimden farklı şekilde yararlanarak, hikâyelerini anlatış biçimlerinin farklı olduğu saptanabilir vaziyettedir. Kişisel ve politik olarak yönetmenler ne kadar benzeşse de ki bunu Anti-Amerikancı tutumlarında ve filmlerine aktarım başarıları denk olsa da biçimleri birbirinden farklıdır. En temel örnek, Sean Penn görüntü üzerinden göstergelerde bulunurken, Ken Loach’un ses öğesinden fazlaca yararlandığını görülmektedir. Sean Penn kod açımlama yöntemiyle belirli altyapısı olan insanların dilinden filmi kodlarken, Ken Loach olayları didaktik şekilde kod açımlama uğraşına girmeden her düzeyden izleyicinin anlayabileceği basit bir dil kullanmaktadır.

            İki film de aynı temelden beslenirken bu denli farklılık biçimleri sinema yapma seçimlerinden ileri gelmektedir. İki yönetmen de sanat sineması / yönetmen sineması yapmaktadır. Devletten asla fon kullanmayıp, kendi fonlarını kendileri yaratmaktadırlar. Bu durum filmlerinde özgürlüğe ve sonsuz sorgulamanın önünü açar burada kesin bir yargıda bulunamazken, auteur yönetmenin devlet veya kapitalist yapılardan fon alıp almaması aynı zamanda kişisel bir tercih, ahlak konusudur. Auteur yönetmenler, egemen / ana akım sinema gibi belirli kodlar üzerinden gitmezler. Belirli kodlar sistemi egemen sinemada klasik senaryo üzerinden ilerler, psikolojik olarak filmi izleyeni başka bir dünyaya yerleştirir, duygularına hitap ederler. Liderlik, zenginlik, başarı, üzüntü veya herhangi bir psikolojik yükleme yaparlar. Tüm bunları yaparken Adorno’nun bahsettiği ‘Kültür Endüstri’sini yaratır. Yaratı sürecini genelde egemen sinema / ana akım sinema ele alır. Örneğin Amerikan sineması (Hollywood) bunun üzerine kurulu bir sinemadır. Burada ki ekonomik ilişki ana akım sinemayı var edendir. İzleyici bir tüketici, müşteri olarak görülür ve yapılan filmler izleyici talebine göre tekdüze oluşur. Bu durum yaratıcılığı ve yeniliği yok eder, bu da ana akım sinemanın muhafazakârlığının temsilidir. Burada ise tüm bunlardan farklı bir bakış açısı ve kodlama vardır. İzleyici, tüketiciden çok seyirci ve yorumlayan olarak görülür. Ekonomik ilişki ana akımda olduğu gibi filmin üretimini destekleyen ana unsur değildir. Film kodları belirgin ve tekdüze değildir ayrıca yönetmen üretimin her aşamasında yer alır. Bu bakarak daha kontrollü bir sinema olduğu söylenebilir. İncelediğim iki film ve iki yönetmen Auteur kavramına girmekle beraber, filmlerinin oturduğu zemin eleştirel ve politik bir yapıda durmaktadır. Tüm bu karşılaştırmalar filmin durduğu yeri netleştirirken, yönetmen sinemasında yönetmenin kişisel tavrının filme doğrudan etki ettiğinin ve eseri üretenden ayırmadan yorumlanamayacağının göstergesidir.

   Sanat sineması düşündüren, kodlama sistemi bahsettiğim sebeplerden dolayı farklı bir sinemadır, ana akım sinema kodlarına alışık muhafazakâr kitle bu tarz bir sinemaya pek tabi yabancılaşmıştır. Bu durum izler kitlenin genelde azalmasıyla orantılıdır. Bu iki filmin pazarlama stratejisi de haliyle egemen sinema gibi salon dolaşarak olmadı. Amerika’da gösterilsin diye uzun metraj yapılan 11 kısa filmi içinde barındıran ’11 September’ filminin Amerika gösteriminde bu iki film çıkartılmıştır. Bu durum filmi yani yönetmenin düşüncesini kitlelerle buluşturmaktan korkan yapıların eseridir. Fakat değişen pazarlama stratejileri ve internet ortamı sayesinde iki filmde ABD dâhil dünyada büyük kitlelere ulaşmış ve ulaşmaktadır.

Bunu paylaş: