Dirimbilim Günlüğü: Akyumak, İspanyol Kraliçesi, Uzunbacak, Erciş

11 Haziran

Erzurum

Bugün çayırların içinde yürürken bir bıldırcını korkutmuşum. Otların arasından telaşla çıktı, uçtu. Günlerdir sesini duyuyorduk zaten. Bir de tarla kuşu ötüyor sürekli. Evleri burası. Elbette varlıkları böyle belirgin, sesleri böyle güçlü olacak.

Erzurum çayırlarının gelincikleriyleyiz ya ne zamandır, “bu hangi tür?”, “şu hangi tür?” derken, kırmızılarının güzelliği, esrikler diyarına yolladı annemle beni. Geçen sabah yeğenim Rüzgar yanıma gelmiş, önceki gün birlikte çalıştığımız bir ödev kağıdının nerede olduğunu sormuş bana. Uykumun içinden ilk söylediğim “Gelincik tarlasında olabilir” olmuş. Esrikler diyarı işte; yaşasın gelincikler!

Erzurum Özel Bilkent Laboratuvar Okulu lojmanları Fotoğraf: Özgür Keşaplı Didrickson

Özgür Keşaplı Didrickson

12  Haziran

Erzurum

Bugün arazide yine çiçek, kelebek peşinde dolanırken birden, çok da uzak olmayan bir mesafede, salına salına yürüyen bir tilki gördüm.

Perihan Keşaplı

Erzurum

Bugünkü yürüyüşünde annem çok ilginç bir örümcek görmüş.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Çayırda gördüğümüz çok güzel bitkilerden birisi Dönbabalardan, Erodium cinsine ait türlerden birisiymiş. Flora grubundan arkadaşlar büyük olasılıkla Erodium absinthoides olduğunu söylediler. Bu cinse ait türlerin Türkçe isimleri “iğnelik” imiş. Taç yapraklarının asimetrik oluşu, rengiyle birleşince büyüleyici bir güzellik çıkmış ortaya.

Dönbaba. Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Flora grubu aracılığıyla bir süredir karşılaştığımız tüylü yapraklı, sarı çiçekli bitkinin de bir tür geven olduğunu öğrendim.  Astragalus cinsinden  bir türmüş.

Astragalus cinsinden bir tür geven. Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Sayısız küçük beyaz çiçekleriyle bahar dalını andıran kocaman çalımsı bitkinin adı ise “akyumak” imiş. Crambe orientalis.

Akyumak. Fotoğraf: Perihan Keşaplı

En çarpıcı görsel şöleni birden fazlasını, biraz da uzaktan görünce yaşandığa benzer akyumağın “Türkiye’nin Bitkileri” sitesindeki fotoğraflarını da paylaşmalı;

https://www.turkiyebitkileri.com/tr/foto%C4%9Fraf-galerisi/view-album/1915.html

Özgür Keşaplı Didrickson

13 haziran

Erzurum

Bugün hastanede bir doktorun masasında üzerinde sinekkuşu olan bir ajanda gördüm. Son yıllarda türlü ürünün üzerinde sinekkuşuna ne çok rastlar olduk. Belki de bu nedenle sinekkuşlarının ülkemizde de yaşadığını düşünenlerin sayısı arttı. Geçtiğimiz aylarda Alaskayla ilgili bir sunuşta dinleyicilerden birisi de emindi bundan. Genelde “atmaca güvesi” oluyor sinekkuşuna benzettikleri. Güvelerden söz etmişken burada çok ilginç, tüylü, mor tonda renkleri olan bir güve keşfettik.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Akşamüzeri yürüyüşünde  de havaciva otunun üzerinde güvelerin gezindiğini gördüm. Sürekli kanat çırptıkları için kanatlarının desenini tam olarak göremedim. Bıldırcın, guguk, kukumav  ve küçük karga gruplarının kanat sesleri arasında güveleri izlemek ne iyi geldi. Oldukça uzun süre izledim onları. İnsan böyle bir görüntüyü heyecanını yitirmeden saatlerce izleyebilir.  Bu arada ne zamandır guguk görmedim. Özellikle Tepeli Guguk görmeyeli ne çok oldu. Guguk sesi duymak da bu yüzden keyfimi arttırdı.

Belki de çok büyülü olduğu için hangi gün olduğundan emin olamıyorum ama bir öğlen huş ağaçlarının hemen yanına uzandım . Sığırcıklar yine bıcır bıcırdı. Kaç kere arıkuşu geçiyor sandım yine. Çıkardıkları sesler öyle zengin ki, arıkuşlarının sesine aşina beni nasıl da şaşırtabiliyorlar.

Yazdım biraz, sonra çayırın içine sokuldum ve kelebekleri bekledim. Bir tür “azamet” geldi yakınıma, bir bitkinin üzerine kondu. Olabildiğince sakin uzandım yere ve yavaşça, adım adım yaklaştım ona. Uzun bir süre izledim zarif güzelliğini. Yeşil rengine vuruldum yeniden. Her gün, insan üretimi sayısız objede pek çok renkle karşılaşıyoruz. O can taşımayan renkler bile iyi geliyor bize. Hepimizin çok sevdiği renkler var. Birbirimizi tanıdıkça o renklerin hangisi olduğunu öğreniyor, ona göre mutlu etmeye çalışıyoruz birbirimizi. Renklere olan güçlü bağımız yaban hayatını korumak adına önemli bir uyarıcı olabilir aslında. Renklerin kaynağında tarifi zor tonlarda sarı, kırmızı, yeşil olan çiçeklerin, böceklerin, kelebeklerin olduğunu daha sık hatırlasak keşke.

Azameti izlemeden önce mi sonra mı onu da hatırlamıyorum ama bir minik kelebek şiiri karaladım;

Küçük bir kelebekten ne ister insan?

Biraz bal, biraz güneş

Tırtılından ne peki?

Bir kocaman sığınak

Özgür Keşaplı Didrickson

14 Haziran

Erzurum

Bugün öğlen önümden 2 gelengi geçti.  Yuvaların girişinde, bedenlerinin ancak bir kısmını görünce daha büyük oldukları izlenimini yaratmışlar bende. Aslında  özellikle üniversite yıllarında çok görürdüm ama uzun süredir görmediğim için zaten çok iyi olmayan perspektif konusu etkili olmuş yine. Ayaklarının üzerine kalktıklarında da daha büyük gözükmüşler demek ki gözüme.

Yerleşkenin daha önce pek gezinmediğimiz yerinde bir sürü kelebeğin uçuştuğunu görünce peşlerinden gittik, sakince yanımıza gelmelerini bekledik. Sıklıkla gördüğümüz “küçük ateş kelebeği” olabileceğini düşündüğümüz turuncu kelebekten daha büyük turuncu renkli kelebek gördük. Annem kanat üstünü fotoğraflayabildi. Rehber kitaplara bakınca bu kelebeğim büyük olasılıkla “İspanyol Kraliçesi” isimli tür olduğunu düşündüm. Bir de kanatlarının ucu 2 renkli bir kelebeğin uçtuğunu gördük. Onun da “Turuncu süslü kelebeklerden” olabileceğini düşündük.  “Küçük zıpzıp perisi” olabileceğini düşündüğümüz kelebeği de yine gördük, fotoğrafladık. Ne zamandır karşılaşıyoruz, bir türlü kanat üstünü göremedik.

İspanyol Kraliçesi. Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Kaç haftadır buradayız, yağmurun yağmadığı gün olmadı gibi. Gök de gürültü yapmakta ısrarından vazgeçmedi. Pencereden yağmuru izlerken küçük yeğenim Defne “yağmurun sesini seviyorum” dedi.

Özgür Keşaplı Didrickson

15 Haziran

Didim

Denize girmenin tadı büyük. Fotoğraf çekerek denizde daha çok vakit geçirmeye çalışıyorum. Maalesef balıklar da pek poz verme meraklısı değiller. Çektiğim pozların sayısı sonsuz. Denizden çıkınca onları incelemek bir o kadar zevkli. Ortaya pek başarılı sonuçlar çıkmasa da ümidimi kaybetmiş değilim. Gördüğünüz yosunlara Poseidon çayırı deniyor. Denizin oksijen kaynaklarındanmışlar. Maalesef azalmaktalar. Zaten denize girdiğimde hemen hemen bütün balıklarla bu çayırların üzerinde selamlaşıyoruz. Özellikle yavru balıklar etrafında oluyorlar. Umarım gelecek haftalarda size balıklardan güzel pozlarla denizin güzelliğini yansıtacağım.

Fotoğraf: Yeşim Öndül

Yeşim Öndül

Erzurum – Doğubayazıt yolu

Erzurum’dan Van’a çiçek tarlaları molalarıyla kaç saatte gideriz bilemiyorum.

Perihan Keşaplı

Erzurum- Doğubayazıt yolu

Bayram tatilinde Van’a gitmeye karar verdik. Uzun yolun başlarında karşılaştığımız rengarenk tarlalar başımızı döndürdü. Aralarında kaybolmak için birkaç kez çiçek molası verdik. Kimi zaman yokuş aşağı yuvarlanma pahasına çiçeklerin içine yollandığımız için olsa gerek küçük yeğenim Defne bize “kocaman arılara benziyorsunuz. Siz kocaman arısınız” dedi!

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Erzurum’dan çok uzaklaşmadan verdiğimiz molalardan birinde gördüğümüz ilginç bitkilerden birisinin ismi “uyuzotu” imiş (Scabiosa sp.)

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Günün en heyecan verici kısmı, karşımıza çıkan minicik sulak alanda karşılaştığımız kuşlar oldu. Alaska’da yaşadığım yıllar boyu yaptığım Türkiye ziyaretlerinde göremediğim, çok özlediğim kuşları gördüm yıllar sonra. İlk dikkatimizi çeken uçuşan akkanatlı sumrulardı. Aralarında sumru da vardı. Dürbünle sulak alanı tarayınca 2 tane uzunbacak gördük. Birisi uzun süre hemen başımızın üzerinde dolandı. Kıpkırmızı uzun, ince bacaklarıyla gerçekten çok ilginç, çok özel bir kuş.

Ak kanatlı sumru. Fotoğraf: Frank Vassen
Uzunbacak. Fotoğraf: Alnus

Yolda giderken, hem de arabanın içindeyken gördüğüm kulaklı toygar ise çocuklar gibi sevindirdi beni. Onu 15 yıl kadar önce, yine bu bölgede kuş araştırması yaparken görmüştüm. Kız kardeşimin yerleşmesiyle birlikte yakınlaşan Erzurum dolayısıyla kulaklı toygarı artık daha sık göreceğim sanırım; ne güzel!

İshakpaşa Sarayına uğrayarak devam ettik yolumuza.  Sarayı da yine 15 yıl kadar önce gezmiştim ilk olarak. Üzerine ağaçtan, kuşa pek çok desenin muhteşem bir taş işçiliğiyle oyulduğu sarayı yeğenlerim ve annem ilk kez görmüş oldu.

Daha önce nasıl fark etmemişiz anlamadık ama meğer taştan sarayın kuzey cephesindeki bir odanın cumbasını üzerinde  ağaçtan oyma figürler olan konsollar taşıyormuş. Bilgi panosundan figürlerden insanın sarayın banisi İshak Paşayı, aslanın güçlülüğü; en üste yerleştirilen kartal figürünün ise yüceliği ve egemenliği sembolize ettiğini öğrendik.

Saraydan sonraki yolculuğumuzun büyük kısmında görkemli Ağrı Dağı eşlik etti bize. Akşamüzerine doğru Van Gölü’nün kıyısına ulaştık. Bizi ilk karşılayan elbette Van Gölü martıları ve Saz Delicesi  oldu.

Özgür Keşaplı Didrickson

16 Haziran

Van

Ahtamara (Akdamar) adasına güneşli bir havada gidiyoruz. Yağmur peşimizi bıraktı.

Perihan Keşaplı

Van

Bugün Akdamar Adası’nı gezdik. Ada ismini iki gencin aşkıyla ilgili bir efsaneden alıyormuş; Tamara isimli bir kadın ve ona aşık olan, onun hapsedildiği adaya her gece yüzen bir adamla ilgili efsane. Sonu, benzeri pek çok aşk öyküsü gibi üzücü biten bu efsane elbette farklı kaynaklarda farklı anlatılmış. Birkaçına göz gezdirirken içinde badem ağacının çiçeklerinin de yer aldığı bir tanesi dikkatimi çekti. Adada çok sayıda badem ağacı var. Mevsiminde adayı ve çevreledikleri güzelim taş kiliseyi büyüleyici bir pembeyle donattığını arkadaşlarımızdan da  duymuştuk.

Akdamar Efsanesi

Adaya adım atar atmaz bir yerde toplanmış birkaç mavi kızböceği gördük. İncecik, küçücük bedenlerinde taşıdıkları o muhteşem mavi bize bir süre nerede olduğumuzu unutturdu. Yusufçuklara benzeyen bu böceğin fotoğrafını çekmeye çalışırken bir kertenkele de ayaklarımızın arasından kaydı, gitti. Kızböceklerine henüz veda etmeden bir de yuvalarından başlarını uzatan, aşağıda kayalıkların üzerinde koşuşturan tavşanlar gördük.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Adaların bir tek doğaları nedeniyle bile özel olduğunu hatırlatan bu anlar sonrasında kiliseyi gezdik. Kilisenin içinden çok, sayısız hayvan kabartmalarının da yer aldığı dış duvarları etkiledi beni. Üzümden balığa, kartaldan aslana yaban hayatla ilgili pek çok kabartma vardı. Kabartmalar aracılığıyla anlatıldığı söylenen tüm öyküleri ayrıntılı olarak öğrenmek isterim. Bilgi panoları yeterli değildi. En çok ilgimi çeken kabartmalardan birinde bir adamın her iki ayağı, kuyruğu bacaklarının arasında olmak üzere baş aşağı duran 2 aslan tarafından yalanıyordu. Burada neyin anlatıldığını şaşkınlığım ve heyecanım fazlaca sönmeden öğrenmeliyim.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Günün en heyecan verici kısmı Erciş’te, göç eden inci kefallarini yemek için bir nehirde toplanan yüzlerce martıyı izlemek oldu. Ne yazık ki -nadiren martıların ağzında gördüklerimizi saymazsak – göç ederken suyun akışına ters yüzen kefalleri göremedik. Göçlerinin sonuna yetiştiğimizi biliyorduk ama yine de umutluyduk. Ancak göçte sona kalmış balıkları bekleyen yüzlerce martının oluşturduğu görsel manzaranın görkemi geç kalışımıza fazlaca üzülmememizi sağladı. Her yer,  her yer martı doluydu. Çevrede piknik yapan insanlara, köprülere rağmen insan yerleşimine uzak, ıssız bir adadaki martı kolonisinin içindeymişim gibi hissettim.

Martılardan biri balık yakaladığında diğer martılar başına üşüşerek balığı kapmaya çalışıyordu. Öylesine amansız bir mücadeleydi ki bu, ağzında balık olan martıyı nerdeyse boğulmasına neden olacak kadar hırpalıyordu diğerleri. Hayvanı insana tercih ettiğimiz çok oluyor oysa hayvanlar da birbirlerine karşı böyle acımasız olabiliyor işte.

Uzun süre kaldık, martıları izledik. Asma köprünün üzerine konan martıları koşturduk yeğenlerimle. Pek çoğuyla göz göze geldik, sesleri kulaklarımızda yankılandı.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

İnci kefali Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyunda yaşayabilen endemik bir tür. Adı kefal ama aslında sazangillerden. Üremek için sürüler oluşturarak akarsulara göç ediyor. Göç nisan sonundan haziran sonuna kadar devam ediyor. Yumurtasını bırakan balıklar göle dönüyor. Yumurtalarından çıkan yavru balıklar da göle giderek gölün sığ, besince zengin kıyı kesimlerinde kışı geçiriyor.

Eskiden insanlar inci kefallarini, nehirlere doluştuklarında, daha yavrulamadan avlarmış. Kamyon dolusu avlanan balıkların geleceği elbette tehlikeye girmiş.  1997 yılından itibaren Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı öncülüğünde başlatılan ve Doğa Gözcüleri Derneği’nin desteklediği koruma çalışmaları sayesinde bu zamansız, sürdürülebilir olmayan av önlenmeye başlamış. Erciş Belediyesi’nin sayfasında inci kefaliyle ilgili ayrıntılı bilgi var;

 http://www.ercis.gov.tr/inci-kefali

Mustafa Sarı’nın çalışmalarından uzun yıllardır haberdardık. Böylesi önemli çalışmalar yeryüzünün geleceğiyle ilgili umut veriyor insana. Sarı’nın inci kefallerinin hayranlık veren göçleriyle ilgili bir konuşmasını da paylaşmalı;

https://www.youtube.com/watch?v=9H_YsX9d2X0

Martıları izlerken göç öyküsü kefallere oldukça benzeyen somonlar geldi aklıma. Alaska’da benzer şekilde somonların göç zamanı yoğunlaştıkları nehirlerde ayılar, kartallar bekleşir. Nüfusumuz çok olmasa bizlerin avını da doğal karşılamalı ama insan nüfusu yeryüzünün sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerin başında geliyor. Nüfusu azaltmak konusunda dişe dokunur çalışmaların yok denecek kadar az olmasını anlamak mümkün değil.

Erciş’teki gözlem yeri aynı zamanda piknik yeriymiş. Keşke olmasaydı. Buna çok üzüldüm. Üstelik gittiğimizde hava rüzgarlıydı ve çöpler ortalığa saçılıyordu.

Özgür Keşaplı Didrickson

17 Haziran

Van

Sabah, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan arkadaşımızla birlikte üniversitenin Van Kedisi Araştırma Merkezi’ne gittik. Bu kedilerden, farklı renkli gözlerinden söz edilişini öyle çok duymuşum ki, onlarla karşılaştığımda bu denli heyecanlanacağımı tahmin etmedim.

Arkadaşımız yanında mamalarla gelmişti, meğer ziyaretçiler kedileri besleyebiliyormuş. Kendimi, camın arkasından bile beni büyüleyen kedilerin arasında bulunca afalladım. Vahşiliklerine tam olarak hükmedemediğimiz kedileri zaten karizmatik bulurum. İnsandan, hayvana, doğamızı keskin şekilde yansıtan gözler de ne kadar etkiler insanı. Van kedilerinin her biri farklı renk olan gözleri karşısında büyülenmemek gerçekten mümkün değilmiş. Aralarında her iki gözü de mavi ya da kehribar rengi olanlar da varmış. Onlar da büyüledi beni. Bembeyaz tüyleri de o etkileyici renkleri daha da etkileyici kılıyordu.

Van kedilerinin bir başka ilginç özelliği ise suyla temastan çekinmemeleriymiş. Van Gölü’nde yüzdükleri bile görülmüş!

Benim için Van gezisinin en özel anlarından birisi bu kedileri yakından görmek, onları kucağıma almak ve gözlerinin içinde yitip gitmek oldu. Bir güne çok şey sığdırmayı planlamamış olsaydık hiç bir güç beni oradan o denli kısa sürede çıkaramazdı.

Van kedileriyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için;

http://vankedisi.yyu.edu.tr/

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Kedileri ziyaretten sonra Van Kalesi’ne gittik. Üniversite yıllarından tanıdığımız dostumuz rehberlik etti bize yine. Van Gölü’ne bakan kale çok güzeldi. Sıcakta tırmanırken çok terleyeceğimi düşündüm ama bu yürüyüş Van’ın kuru, terletmeyen bir havası olduğunu da şaşırarak öğrenmemi sağladı. Yürüyüş sırasında çok sevdiğim çığlıklarıyla ak karınlı ebabiller eşlik etti bize. Sırf gökleri 2 tür ve sayısız ebabille dolduğu için bile İstanbulluları çok şanslı görürüm. Çiftleşmek ve uyumak dahil yaşamlarını gökyüzünde geçiren bu kuşlar ne kadar da özel.

Van’dan ayrılıp çok merak ettiğimiz Nemrut Krater Gölü’ne gittik. 2935 metrelik zirveye tırmanan dar, yer yer göçüklerle kaplı yol (bir başka yol daha varmış aslında) biraz korkuttu ama manzara çok etkileyiciydi. Sönmüş bir volkan olan Nemrut Dağı’nın zirvesinde yer alan Nemrut Krater Gölü Avrupa’nın birinci, dünyanın ikinci en büyük krater gölüymüş meğer. “Suya Bağlı Turizm” temalı EDEN (European Destinations of Excellence -Avrupa Seçkin Destinasyonlar) kapsamında “mükemmeliyet” ödülü kazanmış (2010).

Çok şaşırdığımız bir şey daha öğrendik göle gelmeden önce baktığımız kaynaklarda. Krater gölünü, doğuya yaptığı seferler sırasında Büyük İskender’in keşfettiğine inanılıyormuş. Bu nedenle buradan “Büyük İskender’in Cenneti” olarak da söz ediliyormuş.

Nemrut Krateriyle, EDEN ödülüyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için;

http://eden.kulturturizm.gov.tr/TR,127839/bitlis–nemrut-krater-golu.html

https://ec.europa.eu/growth/tools-databases/eden/destinations/turkey_en#nemrut

Nemrut Krater Gölü. Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Ne yazık ki kratere ulaştığımızda geç olmuştu ve dilediğimiz kadar dolanamadık ki zaten öğrendiklerimiz ve gördüklerimiz buraya en az 1 gün ayırmak gerektiğini gösterdi. Ve bu özgün yerde kesinlikle kamp yapmak gerektiğini düşündük.  Ilıgöl civarında çadır kuranlara imrendik.

Dolaşırken huş ve kavak ağaçları ilgimizi çekti. Tüylü huş ve titrek kavak varmış türler arasında. Kısa molalar dışında yürüyüş yapamadığımız için kendimiz keşfedemedik ama tahmin ettiğimiz gibi bölgede boz ayı yaşıyormuş örneğin. Orada bulunan bitkilerin yüzde 8 civarı endemikmiş, en ünlülerinden birisi “ters lale” imiş. Kızıl akbaba, kaya kartalı, kadife ördek alanda ürüyor, göçmen kuşlar bölgede dinleniyormuş.

Kız kardeşim “boğmaklı ardıç” gördü. Benim şimdiye dek görmediğim bir türdü ama biraz uzakta olduğum için göremedim. Dürbünüm de yoktu zaten ve ardıç hemen kayaların arasına girdi.

Bu özgün bölgenin yaban hayatı hakkında ayrıntılı bilgi için;

Nemrut Krater Gölü – BİTLİS

Gittiğimizde öyle sakindi ki, o kadar az insan vardı ki gölde sayısız etkinliğin yapıldığını öğrenince çok şaşırdım. Klasik müzik konserleri, yelkenliler, yüzme yarışları…Kraterin Van Gölü’ne bakan kısmında da bir kayak merkezi varmış. Dönüş yolunda yol çalışmasını, beton yolu görünce bu etkinliklerin sayısının artacağını, yaban hayatının bundan olumsuz etkileneceğini de düşünmeden edemedik. Ancak sizin gezmek, kamp yapmak istediğiniz yerlerde elbette herkes aynısını yapmak isteyebilir. İşin kafa karıştıran kısmı da bu zaten. Gerçi yaban hayatına hayran kaldığımız yerlerin ulaşımın, o yerde konaklama hakkının düzgün şekilde sınırlanması bizi mutlu eder.

Dönüş yolunda aşağı inerken sağımızda krater gölü, solumuzda Van Gölü vardı. Ülkemizde benzersiz güzellikler var. Keşke bizi yönetme işine soyunanlar bunların değerini bilseydi.

Hava karardığı ve bölgedeki, sayısız askeri gözetleme kuleleri olan yolları güvenli bulmadığımız için geceyi Muş’ta geçirmeye karar verdik. Ülkemizin acı, yakıcı gerçekleri…

Özgür Keşaplı Didrickson

18 Haziran

Muş- Erzurum yolunda karşılaştığımız turuncu gelincikler çok güzeldi. Şu Erzurum ziyareti sırasında gelinciklerle ne çok haşır neşir olduk. Gelinciklerin fotoğrafını çekmek için durduğumuz yerde sarı renkli kantaron da gördük. Taç yapraklarının üzerinde su damlaları bulunan simli bir çiçeğe benziyorlar.

Sabah erken yola koyulmuştuk.Virajlı yollara rağmen uyumaya çalıştım biraz. “Çaylak!” kelimesiyle gözlerimi açtım hemen. Yanından geçtiğimiz bir çöp yığınının üzerinde kara çaylaklar uçuyordu. Onlardan biraz daha kalabalık çöp karıştırıcıları ise ekin kargalarıydı. İnsan nasıl yollanmasın çöp yığınlarına?

Erzurum bizi yine yağmur, fırsat bulduğunda tarifsiz türden bir ışık yayan güneş ve muhteşem bulutlarla karşıladı.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Özgür Keşaplı Didrickson

19 Haziran

Erzurum

Yağmursuz gün oldu mu acaba geldiğim günden bugüne dek? Neyse ki güneş arada bir kendini gösteriyor.

Perihan Keşaplı

21 Haziran

Erzurum’daki son günümüzde Palandöken Dağı’na çıktık. Kocaman, renkleri diri bir gökkuşağı karşıladı bizi. Yeşil dağların üzerinden bizi saran bu renk cümbüşüne bakarken sayısız kez teşekkür etmiş olmalıyız.

Fotoğraf: Özgür Keşaplı Didrickson

Özgür Keşaplı Didrickson

22 haziran

Selçuk

Selçuk’a akşamüzeri ulaştık. Gözlerim ilk olarak leylek yuvalarına gitti. Yavrularımız büyümüş elbette. Bavullarımıza rağmen meydandaki kafeye oturduk. Bir küçük karga kondu masadaki sandalyelerden birine. Daha önce bu kadar yakınıma konmamışlardı, beni özlemişler demek!

Özgür Keşaplı Didrickson

23 haziran

Selçuk

Leylek yuvalarından birine nerdeyse uzanılabilecek kadar yakın olan Hotel Bella’nın çatısına attık kendimizi. En son gelişimizde bu yuvada yalnızca 1 yavru olduğuna dikkat etmemişim. Yavrular bazen uzun süre oturuyorlar gerçi yuvada, sayılarını belirlemek her gözlemde mümkün olmayabiliyor. Kimbilir belki de yavrulardan ölenler olmuştur.

Yavrular öyle büyümüş ki uzaktan erişkin zannetmek mümkün. Yakından izlediğimiz o tek yavrunun erişkin olmadığı, henüz kıpkırmızı olmamış siyah gagasından çok, bacakları üzerinde sağlam duramayışından belliydi. Kanatlarını açınca hele, onları henüz kullanamadığı, bir anlamda onları yeni tanıdığı çok belli oluyordu. Uçana dek birkaç kez daha böyle yakından görüşme fırsatımız olur umarım.

Özgür Keşaplı Didrickson

24 Haziran

Selçuk

Erzurum çayırlarının muhteşem çiçeklerinden sonra Selçuk ne kadar çiçeksiz geldi. Elbette sıcakla da ilgili. Ancak herhangi bir yerde durulur mu ki doğa?  Her yer hayıt dolmuş. Hem de üç renk! Çocukluğumu hemen aklıma getiren hayıtları çok seviyorum. Ve hayıt kokusu bir yana, diğer kokular bir yana.

Özgür Keşaplı Didrickson

26 Haziran

Selçuk

Tepelere çıktık bugün, Pamucak sahili çok güzel görünüyordu uzaktan da olsa.Erzurum çayırlarına hiç benzemiyor burası elbette ama her yerin doğası da ayrı güzellikte.

Perihan Keşaplı

Selçuk

Akşamüzeri tarlalar arasından Şirince’ye giden yolu keşfettik biraz. Daha önce yalnızca başlarında yürümüştüm bu yolun. Şirince’ye kadar gitmedik ama denizi görecek kadar tepelere çıktık. Ara ara mola verdik ve börtü böcek peşine düştük. Annem yine sabırla fotoğraf çekti. Kameranın da iyi işlemesiyle ilgili elbet, bazen gözle görülmeyen fotoğraflarda belli oluyor. Annemin çektiği bir tür gelinböceğinde de böyle oldu. Gözlerimle de hayran kalmıştım ama eve gelip fotoğrafları indirdiğimde daha yakından görmüş oldum o incecik, doğa harikası kanatlarını ve yeşil-kırmızı gözünü. Neuroptera (Sinirkanatlılar) takımından bir böcek olduğunu öğrendim.

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Sonra muhteşem bir tırtıl gördük. Uzun bir süre hayranlıkla izledik. Bir ara çevremizde, sanırım turuncu renklerde bir kelebek uçtu ama tırtılın o kelebeğe ait olup olmadığını bilmiyorum. Erzurum’da her yerde aynı türden bir tüylü tırtıl görüyorduk. Kelebeklerin ve güvelerin tırtıllarını ayırt etmeyi bilmiyorum. Keşfedilecek yeni bir araştırma alanı!

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

27 Haziran

Şirince

Bir iş için Şirince’ye geldik. Daha önce de benzer nedenlerle gelip, kısa kalıp gitmiştik. Selçuk’a yerleştikten sonraki ilk Şirince gezim oldu bugünkü. İlk kez gelen ve bir daha gelemeyeceğini düşünen bir turist gibi fellik felllik gezmedik elbette, dingin bir ziyaret oldu bizimki. Bir önceki gelişlerimde hep çok büyük bir kalabalıkla karşılaşmıştım. Bu sefer ortalık da sakindi. Dar, çiçekli, eski güzel evlerle dolu sokaklarında dolaşırken çok güzel bir kafe keşfettik. Çalıştıranlar o köydenmiş. Bu yüzden içtiğimiz kahve de daha lezzetli geldi. Kum kahvesi yapılan bu kafenin adı “Manzara Kafe” idi. İsmini de hak ediyordu.  Duvarları, merdivenleri boyunca kimi yabani bir sürü çiçek patlamıştı her yerden. Çalıştıran köylü ile çiçekler üzerine uzunca sohbet de ettik. Bugünlerde bitkilere daha bir dikkat eden gözlerimiz de etkili sanırım dinginliği çok zahmet etmeden bulmamızda.

Duvarların pek çok yerinden küçük ama güçlü yaprak ve çiçeklerlerle fışkıran bitki bir tür nakkaşotuymuş. Flora grubundan arkadaşlar büyük olasılıkla Ak Nakkaşotu olduğunu söylediler (Cymbalaria muralis)

Fotoğraf: Perihan Keşaplı

Alaca baykuşun ötüşünü dinleyerek yemek yemek, çalışmak, hiç bir şey yapmamak çok güzel. Ara sıra sırf bu sesi dinlemek için çıkıyoruz balkona. Farklı birkaç ses çıkarıyor. Geçenlerde çıkardığı bir sesi buz dalgıcının sesine benzettim, güzel türden bir ürperme sardı beni. Buz dalgıcının muhteşem ötüşüyle de kendisiyle de Alaska’da karşılaşmış olduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum. Hepimiz, en azından açlığını duyduğumuz kadar doyalım yaban hayata.

Memleketim Burhaniye’de yalnızca ama her gece kukumav sesi duyardık. Son yıllarda, artan yapılaşmayla beraber azaldı kukumavların sesi. Ne güzel ki burada kukumav da ötüyor alaca baykuşla birlikte. Bazen buraya yerleşmeden önce böyle içime işleyecek kadar yakınında yaşamadığım alaca baykuşların sesiyle ilgili sessiz güzellemeler geziniyor içimde. Kukumav kendini en çok o anlarda mı belli ediyor? Evet, tam da öyle oluyor!

Özgür Keşaplı Didrickson

Not: Kuş türleri için trakus.org; kelebek türleri için trakel.org adreslerine bakabilirsiniz. Bitkiler konusunda facebooktaki Flora grubu dışında, turkiyebitkileri.com adresinden yararlanıyoruz.

Azizm Sanat Örgütü olarak doğadan zannedildiği kadar uzak olmadığımızı düşünerek, bu düşüncenin yarattığı umutla “Dirimbilim Günlüğü” köşesini açmaya karar verdik.

Dirimbilim Günlüğü’nün her yaştan herkesin katkısıyla oluşmasını arzuluyoruz. Günlüğümüzde yer almak için yer ve tarih bilgisiyle bize gözlem ve düşüncelerinizi aktarabilirsiniz. Notlarınıza fotoğraf, çizim, video da ekleyebilirsiniz.

Bizi birleştireceğini, yaban hayata olan sevgimizle güç birliği yapmamızı sağlayacağını umduğumuz günlüğümüze katkılarınızı bekliyoruz. Notlarınızı dirimbilimgunlugu@gmail.com adresinden yayın kurulumuza gönderebilirsiniz.

Bunu paylaş: