Sivas Katliamı: Öncesi, Sonrası, Medyası ve Avukatları – Onur Aksoy

Sivas Katliamı: Öncesi, Sonrası, Medyası ve Avukatları*

Sivas katliamının ardından 22 yıl geçmesine rağmen açılan yaralar hala kapanmadı. Acıyı, ateşi yüreğimizde hissettiğimiz, her Temmuz başında olduğu gibi “Güneşin Ozanlarını” andığımız günlerdeyiz. Oysa kim bilebilirdi ki “aydınlığın” karanlık ellerce yakılarak tutuşacağını? Kim bilebilirdi ki yükselen her bir kıvılcımın aydınlanma yolumuza ışık tutacağını? Üstelik her şey çok güzel başlamıştı…

Yüzyıllarca şiirlerini deyişlerini unutmadan, kuşaktan kuşağa aktararak yaşatan halk, Pir Sultan Abdal’ı unutmamış, yaşadığı topraklarda onun adında bir dernek kurmuş ve her yıl etkinlikler düzenlemeye başlamıştı. Ne var ki kısa bir süre sonra dernek ve etkinlikleri “Bizim çocukların başardığı” operasyon ile! 1980 darbesine takılır ve kapanır. Ancak Pir Sultan Abdal’a gönül verenler bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıdır. Çünkü o sadece bir ozan değil, Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk önderidir de aynı zamanda. Zaten bu yüzden sonu tüm “boyun eğmeyenler” gibi darağacı olmuştur.

1988 yılında toplanan “canlar” derneği tekrar açmaya karar verirler. Yine aynı şekilde etkinliklere de devam ederler. O yıl (1993) 1-4 Temmuz arasında bu etkinliklerin 4′üncüsü düzenlenecek, birçok aydın sivil toplum kuruluşu bu etkinliklere davet edilerek Sivas’a çağırılacaktı. Bunun için bir bildiri hazırlanmıştı:

“Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk’ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır. Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır. Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL’dır . (…) Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır. (…) Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir. Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır.”

Bu şekilde düzenlenmeye hazırlanan şenlikler bildiride olduğu gibi misafirlerin bölüşülmesi, bir kısmının yöre halkı tarafından evinde ağırlanarak, bir kısmının da otellere gönderilerek yer probleminin halledilmesi ile başlamaya artık hazırdı.

Şenliklerin ilk günü olan 1 Temmuz programı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı ve Aziz Nesin’in de katıldığı bir konferans ile başlar. Konferansa ilgi büyüktür. Ancak bir yerde bir şeyler çoktan kök salmaya başlamıştır. Karanlığın soğuk nefesi Sivas üzerinde dolaşmaya çıkmıştır.

Öğleden sonra Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapıldıktan sonra Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’in dinletisi kulakların pasını alır ve gün, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına” başlığıyla düzenlenen panel ile sona erer. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir. Kim bilebilirdi ki o gün bir dost hanesi yerine oteli tercih etmek “dünyanın tek 33 yıldızlı otelini” doğuracaktı.

2 Temmuz…

Sivas sokakları sessiz ve sakin bir güne başlıyor. Ortalıkta fırtına öncesi bir sessizlik var. O fırtınanın haberleri geliyor ama pek de ciddiye alınmıyordu ilk başta. Oysaki karanlık bir el çalışıyor, hiç durmuyordu. Günler öncesinden camilerde kapalı toplantılar yapılıyor, isimsiz-imzasız bildiriler, altında “Allah rızası için” ibaresi ile dağıtılıyordu. Yıllardır “Milliyetçi-Muhafazakâr” kardeşlerini(!) besleyen bir el yine iş başındaydı. Milli Görüş Vakfı aracılığı ile “bindirilmiş kitleler” Sivas’a taşınıyor, tıpkı 1980 öncesinde olduğu gibi “gerekli eğitimler” veriliyordu. Artık vakit gelmişti. Harekete geçilebilirdi. Ancak, önce “Dini duyguları” ile oynanmış “ateşli” bir kitle lazımdı. Bunun ise yolu her zaman biliniyordu. Maraş’ta, Malatya’da, Çorum’da ne yapıldıysa o yapılacaktı. Sadece üzerinde biraz oynanıp, “Gomilisler içme suyuna zehir katmış” gidecek, yerini sonu “ayetlerle” biten bildiriler alacaktı. Katliamdan 2 gün önce dağıtılan bir bildiri şu şekilde idi:

“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır. (…) Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. (…) Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. (…)Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür…”

Bildiride açık olarak Aziz Nesin ve sözleri çarpıtılarak hedef gösterilmekte, zaten her hali ile dini duygularında “balans ayarına” yatkın olan halk kışkırtılmaktaydı. Hele ki yazıyı yazanlar aynaya bakmaya unutup bu etkinliğe katılanları, başta Aziz Nesin olmak üzere “emperyalizmin gönüllü uşağı” ilan etmemişler mi, işte bu tam da Aziz Nesin’lik bir konuymuş!

2 Temmuz günü etkinlikler saat 10′da başlamış, 14′te ise “Medya ve Emperyalizm” konulu bir panel düzenlenmişti. (Daha sonra medyanın Sivas katliamı ile ilgili duruşunu anlattığımda göreceksiniz ki panelin ismi tam yerine oturmuş!)

Bu arada dağıtılan imzasız bildirilerin, Camilerde yapılan toplantıların ve bindirilmiş kıtaların ektiği tohumlar yeşermiş! İlk tepkiler doğmaya başlamıştı. Kültür merkezinde etkinlikler devam ederken, gericiler “Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşasın şeriat, Muhammed’in ordusu kâfirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz…” sloganlarıyla önce valiliği taşlar daha sonra “Halk Ozanları Heykeli” ve Atatürk heykeline saldırırlar. Günlerdir bildiri dağıtılmasına, yerel basının kışkırtmalı yayınlarına ve valilik ile Atatürk heykellerine kadar uzanan ellerin varlığına rağmen ortalıkta ne bir polis ya da başka güvenlik güçlerinin görülmemesi de o gün orda devletin olmadığına ve ileriki saatlerde de olmayacağına işaretti. İlk saldırılar birkaç “taşlama”ile bertaraf edilmiş kültür merkezinde etkinliklerini sürdüren kalabalık ise güvenle oradan çıkarılmış ve dağıtılmıştı. Ancak bu süre zarfında birçok küçük grup birleşerek sayıları 10 binleri bulan öfkeli bir kalabalığı oluşturmuştu. Ve şüphesiz ki bu kalabalığın yeni hedefi Madımak Oteli idi.

Olay yerinde birkaç polisten başka kimse yoktu ki Aziz Nesin dâhil birçok kişi olacakları önceden görmüş, sadece birkaç saat uzaklıkta bulunan Ankara’yı sürekli arayarak takviye kuvvet isteminde bulunmuştu. Ancak yaklaşık 6 bin asker mevcudundan sadece 40 kadar acemi er olay yerine Sivas tugay komutanı tarafından yollanır. Bunlara yanına sayısı 70′i bulan Kayseri ve Tokat’tan gelen takviye(!) birlikler eklense de kalabalığın arasında kaybolan güvenlik güçlerine artık sadece olacakları izlemek kalmıştı. Devlet Madımaktakileri resmen kaderlerine terk etmiş yalnız bırakmıştı.

Bir kıvılcım yakılır. Önce “ten” yanar. Karanlığın soğuk nefesi, ölüme türküler yakanların aydınlık yüzleri ile alevlenir. Sonra “can” yanar. Ve acısı hiç bitmez, ateşi hiç sönmez. Hani demiş ya Nazım; “Sen yanmazsan, ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” diye, işte onlar yanarak aydınlattılar bizim yolumuzu. Her kıvılcımlarından binlerce yoldaş doğurdular ki kavgalarını hala türkülerine yazar. Çünkü “türküler yanmaz!”

O gün Sivas’ta ava giderken avlanan(!) 2 saldırgan ve  2 otel görevlisi haricinde 33 aydın yanarak can verdi. 51 kişi kendi imkânları ile bu cehennemden yaralı olarak kurtulabildi ki aralarında bir boşluk bularak yan tarafta bulunan BBP il binasına geçmeye çalışanlar bile mevcuttur.

Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli ise çatıya çıkarak yardım istediler ve olay yerine saatler sonra gelen, geldiğinde ise borularına ve teknik yapılarına göstericiler tarafından zarar verilen itfaiye ekipleri tarafından oradan indirildiler. Ama ne iniş! O görüntü hepimizin hafızasına kazınmıştır. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçer. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atılırlar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtarır. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürülür.

Bunların hesabını kim verecekti? Bu Devlet Yetkilileri mi?

20′li yaşlardaki gençlerin, hiçbir şeyden habersiz, bitirme tezi olarak Türkiye’deki kadınları araştırmak için ülkemize gelen ve yolu Sivas’a düşen Carina Thuijs’ın, ülkenin aydınlık yüzlerinin, ozanların, şairlerin diri diri yakılmasının hesabını kim verecekti? Medyanın her babalar gününde ”haber olarak kullandığı” Zeynep Altıok’un ve acılarını Madımak oteline gömen, yüreklerine ”kül” basan onlarca ailenin duygularını kim anlayabilirdi?

“Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş. Olayları çok yakından izledim. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Ortada, halkla halkın çatışması yoktur. Halkla güvenlik güçlerinin çatışması yoktur. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır” diyen Süleyman Demirel mi?

 “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” şeklinde buyuran Tansu Çiller mi?

 “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” açıklamasını yapan İçişleri Bakanı mı?

Yoksa “Olaylara geç müdahale edilmesinde Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in de benim kadar sorumluluğu var” demekle yetinen Erdal İnönü mü?

Peki ya Medya?

Sivas’ta aydınlık insanlarımızı yakan el sadece gerici-yobaz sürüsü değildi elbette. Bizzat olayı görmezden gelen hatta saptıran, bugün halka gözlerini kapatıp yalan haber yapan ”penguen” medyası  o gün de görevde idi ve zamanaşımına giden yolda büyük rol oynadılar.

Gazete manşetleri: Her günahkâr bir “Aziz”

Özellikle iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteler hem yaptıkları haberler ile hem de köşelerinde yer verdikleri yazarlar aracılığı ile katliamı Aziz Nesin başta olmak üzere o gün orada bulunan diğer Alevilerin, aydınların ve sanatçıların kışkırtması olarak nitelendirmişlerdi.

Medyanın ”amiral gemisi” Hürriyet son yıllarda Sivas katliamı olayına pek ”insancıl” yaklaşmaya çalışsa da arşivler nasıl bir çarpıtma politikası izlediğini göz önüne sermekte. ”Sivas’ta Aziz Nesin isyanı” başlığı ile 3 Temmuz’da yayımlanan gazetede olayların başlangıç sebebi olarak ”karanlık eller” gösteriliyor ve Nesin’in ”Bin yılık Kur’an’a neden inanayım. Bu yüzden Müslüman değilim” sözlerine işaret ediliyordu. Oluşan tepkinin de benzer açıklamalardan kaynaklandığı bildiriliyordu.

Cuma namazından çıkan ‘halkta’ oluşan ‘tepki’yi Aziz Nesin’in ”Kur’an’ın devri bitmiştir” sözlerine dayandıran, şimdilerde ”damat medyası” olarak bilinen Sabah gazetesi, sonradan Ergenekon ile ilişkilendirdiği katliamı, 31 Mayıs 2011′de manşetten, bu sefer de PKK işi olarak ele alıyordu.

Katliam sonrası atılan ilginç başlıklardan biri de Zaman gazetesinindi. Katliamı ”dinin bütünleştirici etkisi” ile görmezden gelerek aklamaya çalışan gazete, yaptığı haberde, o gün gericilerin Cuma namazından sonra oteli nasıl ateşe verdiklerini manşetine taşımayarak olayı Müslümanların birliğine karşı girilmiş bir eylem olarak nitelendirmişti. Daha sonra ise o gün Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakınındaki camide Cuma namazı boyunca davul zurna çalındığını ifade eden gazete, sağ üst köşesinde verilen haberin başlığını da ‘Tahrikçi sloganlar’ şeklinde atıyordu. Sonraki dönemde de her duruma göre farklı pozisyon alan ama her daim aynı tarafta, katliamcıları aklama çabasına girişen Zaman, 3 Temmuz 2009 tarihli haberinde Sivas katliamını “2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nde yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü” şeklinde anlatıyordu. Gazete bu ifadelerin ardından dümeni kırarak “Madımak katliamında PKK Terör Örgütü Parmağı” başlıkları atıyordu.

Tercüman da olayı basit bir tahrikten ibaret gösteren gazeteler kervanına katılmış ve başyazısını ”Şeytan Aziz” başlığıyla vermişti. Aziz Nesin’in olaylardan üzüntü duymadığını ve kahraman olmayı hedeflediğini iddia eden gazete, haberinde Sivas’ta yaşananları anlatmak yerine Aziz Nesin’i anlatmayı tercih ederken, gerici basının başlattığı tahrik söylemlerine sarılıp Nesin üzerinden katliamı okuma tavrını sürdürerek adeta ”katilleri” görmüyordu.

Milliyet gazetesi diğer gazetelerden değişik bir taktik uygulayarak Aziz Nesin’in İslamiyet ile ilgili sözlerinin yanında başka bir sözüne de dikkat çekiyor ve manşeti patlatıyordu : “Aziz Nesin olaylara yol açan bir gün önceki konuşmasında Türk milletinin yüzde altmışının aptal, tamamının da korkak olduğunu söylemişti.”

Türkiye gazetesi adeta ”resmi gazete” gibi davranarak hükümet yetkililerinin sözlerini manşete taşırken Tansu Çiller’in açıklamaları üzerinden yine Aziz Nesin’e işaret ediyordu.

”Vurun şu kâfire!” başlığı ile çıkan Meydan gazetesi ise Refah Partili Sivas belediye başkanının Aziz Nesin’e olan saldırganlığını manşetlere taşıyordu.

Devlet bakar, yandaş yazar

Devlet yetkililerine taş çıkartırcasına olayı çarpıtan, ”yakan karanlık elleri” değil de ”yanan aydınları” sebep göstererek olayları basit bir “galeyana gelme” hareketinden ibaret gösteren medya olur da, bu medyada yazan yazarlar bundan geri kalır mı? Dönemin devlet yetkilileri herhalde en çok medyaya ve bu yazarlara teşekkür etmeli. Bakın ne yazıyorlardı:

“Önce, Aziz Nesin’e ‘artık dur’ demek gerekiyor.” (Yalçın Doğan)

“Olayların tetiği Aziz Nesin’in provokasyonu ile çekiliyor ve başka provokatörlerin de olayların içine girmesi ve devletin acziyle beslenerek, Madımak Otelinin kundaklanmasına ve 35 kişinin yanarak ve boğularak can vermesine işler varıyor. Türk milletinin yüzde altmışından fazlasının aptal olduğu kanaatini her yerde tekrarlayan Aziz Nesin’in bu saptamasında doğru bir husus var: Eğer seksenine dayanmış Aziz Nesin bunak değilse, Türk milletinin bir aptal ferdi.” (Cengiz Çandar)

“Laikliği, kitlelerin öfkesine sürmeyelim! Aydın olmak ve laik olmak inançlara saygısız olmak veya inanç sahiplerini küçümsemek değildir.” (Mehmet Barlas )

“Komik hikâyelere imza atan yazar Aziz Nesin, bu defa izleri uzun yıllar kalacak bir trajedinin kahramanı oldu. Sivas’ta ilk elde 35 kişinin ölümü, çok sayıda kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan arbede, onun merkezinde bulunduğu yoğun tahriklerle meydana geldi.” (Fehmi Koru)

“Halkta bir hazırlanmışlık olmasa, Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal şenliklerinde söylediği birkaç münasebetsiz cümle bu kadar tepkiye yol açmazdı. Nihayet, ‘Beyin damarlarının kireçlendiği’ izlenimi veren, öte yandan da bir ‘hırs-ı piri’ ile yanıp tutuşan birinin hezeyanları olarak değerlendirilir biterdi.” (Oktay Ekşi)

”Sivas olaylarının müsebbibi “Pir Sultan Abdal’ı anma” adı altında tahrik kıt’alarının bölgeye gelmesine izin veren yetkililer ile mukaddes kitabımıza dil uzatan yazar Aziz Nesin’dir. Yaptığı iş fikirlerini açıklamak değil tahrike vesile olacak şekilde kutsal değerlerimize taarruzdur.”(Sebahattin Önkibar)

“Komedi yazarı Aziz Nesin, dün en rahat uykusunu uyumuş olmalıdır. Nihayet arzuları gerçekleşmiş, 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir olay çıkarmayı başarmıştır. Galiba şu hedefi gütmektedir; Türkiye’deki sağı ve Müslümanları ayaklandırıp devletle karşı karşıya getirecektir… Böylece ülkedeki sağı tasfiye edecek sonuçta meydan sola kalmış olacaktır. Gizli istihbarat teşkilatlarına yakışacak bu ince planı Aziz Nesin tek başına gerçekleştirmeyi kafasına koymuştur.” (Yalçın Özer)

“Milli ve manevi değerleri yıkma çabasını hoş karşılamıyoruz. Eğer Aziz Nesin gibiler Türkiye’de çoğunlukta olsaydı bizler köksüz, inançsız, kendine güvenmeyen bir toplum olurduk. Olayın abartılarak batı basınına yansıyacağına eminiz. Sivas’taki katliamın münferit ve kendine özgü şartlar içinde geliştiği unutularak köktenci akımlarda bir tırmanış olarak gösterilmesi de mümkündür…” (Nazlı Ilıcak)

“Böylece, bir tahrik, başka bir tahrikle büyüyor. Aziz Nesin’in hassasiyet yaratan, tahrike varan sözleri, karşı tahrikle birleşiyor ve hepimizi ciddi şekilde endişelendiren bu sonuç ortaya çıkıyor… Ama bir gün tarih yazıldığı zaman, bu katliamı gerçekleştirenler kadar, buna psikolojik zemin hazırlayan insanlar da sorumlu tutulacaktır. Bu, elinde benzinle otel lobisini yakan için de geçerlidir, ne yazık ki, Aziz Nesin için de…” (Ertuğrul Özkök)

“Bir insan ‘ben Allah’a inanmıyorum, bence Allah yok, dolayısıyla peygamberler bu konuda aldanmıştır’ dese, bu inananlar açısından yanlış da olsa insanca bir yorum ve eleştiri yapmış olur… Ama Allah’a küfreden, kahrolsun İslam diyen birinin insanca bir yorum ve anlayış sergilediği söylenemez, sözlerine ve eserlerine değer verilemez.” (Necati Doğru)

“Zamanında eserleriyle milletin gözbebeği haline gelmiş, 80 yaşına merdiven dayamış ve akli melekesi herhalde pek yerinde olmayan, son günlerde Uğur Mumcu’yu kıskanırcasına büyük olaylar yaratıp, kendini öldürtmek için uğraşan bir yazarın oyununa gelindi. Adından başka hiçbir tarafı “Aziz” olmayan bu insana da lanetler yağdırıyorum. Şimdi için rahat mı Aziz Efendi?” (Ahmet Vardar)

Suçluyu biliyoruz!

Evet, suçlu ilan edilmişti: Aziz Nesin! Peki, o ne diyordu:

 “Başsavcı soruyor bana; kimden şikâyetçisin?

Şöyle yanıt bekliyor benden: Efendim, itfaiye merdivenlerinden inerken beni döven itfaiye erinden şikâyetçiyim. Başka? Beni yere atıp sürükleyen, başımdan yaralayan ve bindirdikleri arabada döven polisten…

Başka?
Beni döven encümen üyesi o sakallı adamdan. Böylece figüranlık oyunu tamamlanmış, oynanan oyun bitmiş ve perde kapanmış olacak. Ama benim derdim, bu kanlı senaryoyu yazmış olanlarla. Bu senaryoyu kim yazdı?”

Bu senaryoyu kim yazdı biliyoruz!

 “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” diyerek,  oyunu planlayan gücü ve ona “piyonluk” edenleri biliyoruz!

Yargılama sürecinde oynanan oyunları, sonunu “zaman aşımına” getiren elleri biliyoruz!

Dün, “Gazanız mübarek olsun” diyenler ile bugün zamanaşımı kararı ardından ”Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” diyenlerin bir elmanın iki yarısı olduklarını biliyoruz!

Dün, katillerin avukatlığını “ılımsız” İslamcılardan Şevket Kazan yaparken, onun yerini daha sonra “ılımlı ve gömlek değiştiren” İslamcı kardeşlerinden Hayati Yazıcı‘nın aldığını biliyoruz! Ve suçluyu aramak istiyorsak onun bugün büründüğü maskeyi yere düşürmekten başlayacağız! Nasıl mı?

1993 Sivas-Madımak Katliamı sanıklarının avukatları ve bir dönem yaptıkları:

Av. Celal Mümtaz Akıncı, AKP oylarıyla Anayasa Mah. Üyesi

Av. Hayati Yazıcı, AKP Hükümetinde bakan oldu.

Av. Ali Bulut, AKP Maraş Milletvekili, Anayasa Kom. Üyesi

Av. Haydar Kemal Kurt, AKP Isparta Milletvekili

Av. Zeyid Aslan, AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın eski avukatı.

Av. Faik Işık, Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı.

Av. İbrahim Hakkı Aşkar, 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili

Av. M. Ali Bulut, AKP Maraş Milletvekili, Anayasa Kom. Üyesi

Av. Bülent Tüfekçi, AKP Malatya İl Bşk.

Av. Halil Ürün, RP Kayıp trilyon davası sanığı, AKP 2008 Yılı Afyon Bel. Bşk. Adayı

Av. Mevlüt Uysal, AKP İstanbul Başakşehir Bel. Bşk.

Av. Nevzat Er, AKP Eminönü Eski Bel. Bşk.

Av. Suat Altınsoy, AKP Konya İl Bşk. Yrd.

Av. Tayfun Karali, İstanbul Büyükşehir Bel. Darülaceze Md.

Av. Ferruh Aslan, İst. Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü.

Av. İbrahim Kök, AKP Elazığ Milletvekili aday adayı.

Av. Ali Aşlık, AKP İzmir eski İl Bşk. 2011, ll. Bölge Milletvekili aday adayı.

Av. B. Ali Dönmez, N. Erbakan’ın kayıp trilyon davasının avukatı.

Av. Bedrettin İskender, AKP Ümraniye Belediye Bşk. Adayı

Av. Ahmet Özer, 1998 yılı RP Konya-Meram Bel. Bşk. V.

Av. Ekrem Bedir, Sakarya AKP Hendek Bel. Mec. Üyesi.

Av. Eyüb Karagülle, İstanbul Saadet Partisi Eski İlçe Bşk.

Av. Faruk Gökkuş, AKP Kâğıthane Bel. Bşk. aday adayı

Av. Fuat Sağıroğlu, Sultanbeyli Belediye Başkanı Yahya Karakaya ve N. Erbakan’ın

“kayıp trilyon” davasının sanığı Süleyman Mercümek’in avukatı.

Av. Hasan Hüseyin Palan, AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu Üyesi

Av. Hurşit Bıyık, AKP Trabzon İl Bşk. Yrd.

Kaynaklar:
Avcı O., Sivas Katliamı’nı aklama projesi, 2011 (BirGün)

Köse Z., Sivas’ın Dumanı, 2011, (soL)

Hürman, H. ve Kural B., 18 yıl önce gazetelerde ”Madımak”, 2011 (Bianet)

Aksoy O., Güneşin ozanları (2 Temmuz 1993′e ithafen), 2011, (Sendika.org)

* Bu makale ilk olarak http://www.telgrafhane.org/ adresinde yayınlanmıştır.

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi91

Bunu paylaş:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.