İzmir’de 6-7 Eylül Olayları – Şirvan Kaya

İzmir’de 6-7 Eylül Olayları*

Farklı etnik grupları bir arada bulunduran İmparatorluklar yerini günümüzdeki modern devletlere bırakırken birçok göç, mübadele benzeri olaylar yaşanmıştır. Yeni devletler tek bir ulusun egemen olduğu özellikteki ulus-devlet idealiyle şekillenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, bunun örneklerinin belirgin olarak görüldüğü çok uluslu bir yapıya sahiptir. İmparatorluğun içindeki farklı uluslar, imparatorluğun çöküş döneminde bu yapıdan ayrışarak yeni devletler kurma girişiminde bulunmuşlardır.

Kurulduktan sonra içerisinde azınlık halinde farklı etnik kökenler bulunduran yeni devletler, devam eden ulus-devlet anlayışıyla devleti homojenleştirme tutumuna gitmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, devletin bünyesinde bulunan azınlık halk; 1934 Trakya Olayları, 1942 Varlık Vergisi, 1955 6-7 Eylül Olayları gibi politikalar neticesinde kendini güvende hissetmeyerek göç etmek durumunda kalmıştır.

Rum etnik kökenli Tanaş Çimbis1 bu durumu şöyle özetliyor:
“Aşağı yukarı her on yılda bir Rumların aleyhine bir olay patlıyordu. 1942 Varlık Vergisi, 1955 6-7 Eylül Olayları, 1964 Yunan tebaalıların kovulması, 1974 Kıbrıs Olayları ile kabak yine İstanbul Rumların kafasına patladı. Geleceğim belirsiz olduğundan, yeni olayı beklemeden 1972’de istemeyerek ve daima hasretini duyduğum, çok sevdiğim İstanbul’dan ayrıldım.”

Bu yazıda incelenen 6-7 Eylül Olayları bu homojenleştirme politikalarından biri olarak gerçekleşmiş ve yeni bir göç dalgası ile sonuçlanmıştır. Olayların başlaması 6 Eylül günü öğlen saat 13.00’de radyodan, Atatürk‘ün Selanik’te doğduğu eve Yunanlarca bir bomba atıldığı haberi ile olmuştur.2 Akşam 16.00-17.00 arası 2. baskısı çıkan İstanbul Ekspres gazetesinde ise haber “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı.” manşetiyle yer almıştır.

Bu haberler ile İstanbul’da toplanmaya başlayan halk, Taksim’e doğru yürümeye başlamış ve Aya Triada Kilisesi önünde ilk toplantısını yapmıştır. Fotoğraflarda grupların elinde genellikle Türk bayrağı, Atatürk portresi, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar‘ın fotoğrafları, Kıbrıs Türktür Cemiyeti’ne ait dövizler olduğu görülmektedir.

Toplanan kalabalık buradan İstiklal Caddesi’ne ilerleyip burada bir Rum’a ait manavın önünde birikerek dükkâna bayrak asılmasını istemiş, talepleri neticesiz kalınca taş ve sopalar ile ilk dükkâna zarar vermiştir.4

Bundan sonra saldırılar İstiklal Caddesi’ndeki diğer Rum dükkânları boyunca devam etmiştir. Ancak burasıyla sınırlı kalmayıp İstanbul’un farklı semtlerinde de benzer olaylar yaşanmıştır. Saldırılar sadece dükkânlara değil; ev, kilise gibi yapılara da olmuş, eşyalar parçalanmak sureti ile bütün sokağa dökülmüştür. Döneme tanıklık etmiş Tanaş Cimbis şöyle anlatıyor:

“O gece yazlığa gittiğimiz Yeniköy’de idim. Kaldığımız ev, bu organize olayları daha önce bilen ve o günün gelmesini sabırsızlıkla bekleyenlerin dayanamayarak camlarını bir hafta önce kırdıkları Panagia Kilisesi’nin yanında idi. Bundan dolayı her gece bir polis bahçesinde nöbet tutardı. 6 Eylül gecesi nöbetçi polis Yeniköy’lü idi ve karşı yakadan özel vapur seferleriyle gelen çapulculara silahını çekerek kiliseyi korudu. Onlar da bizim evi taşlamaya başladılar ama başka evlerde olduğu gibi kapıyı kırıp içeriye girmediler. Camdan içeri giren tuğla yattığım yerden az ilerisine düştü, annem ikinci tuğlanın bana isabet etmemesi için üstüme kapandı.”

Fahri Çoker arşivindeki rapora göre İstanbul’da 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul, bunun yanında içinde otel, bar benzeri yapıların da bulunduğu toplamda 5317 tesis saldırıya uğramıştır. (Bkz: Ek 1)

İstanbul’un yanında ülkenin farklı şehirlerinde de benzer olaylar yaşanmıştır. Diğer şehirler İstanbul’a kıyasla daha az zarar almıştır. Örneğin Ankara’da öğrenci mitingi yapılmış; ancak grup polis tarafından etkili bir biçimde dağıtılmıştır. Bursa’da Rumlar olası saldırılara karşı bir otele yerleştirilmişlerdir. Adana ve Eskişehir’de ise protesto yapan gruplar yine polis müdahalesiyle dağıtılmıştır. Bu şehirlerin fazla tahrip almamalarının sebebi ise burada ikamet eden Rum nüfusunun yoğun olmamasıdır.5

Az da olsa içinde bulundurduğu Rum nüfusu dolayısıyla olaylar İzmir’de de yaşanmıştır. Olayların farklı yerlerde aynı anda yaşanması ise bunun kendiliğinden gelişen bir durum olmayıp aksine planlı bir yapısı olduğunu göstermektedir.6

İzmir’in 6-7 Eylül’ü

Haberin İzmir’de duyulması akşamları baskısı çıkan Gece Postası gazetesinin “Türk Konsolosluğunu da bombalayan Rum Palikaryalarının bayrağı artık Konak meydanında dalgalanamaz.” manşetiyle olmuştur. (Bkz: Ek 13)

Bunun üzerine akşam 19.00 sıralarında halk, Konak Meydanında toplanmaya başlamış ve o günlerde süren Uluslararası Fuar nedeniyle Konak Meydanında saat kulesinin karşısındaki direklerden birisinde bulunan Yunan bayrağını aşağı indirip yırtmış ve yerine İstiklal Marşı eşliğinde Türk bayrağını çekmiştir.7

Kalabalık buradan Fuar’a ilerleyip 9 Eylül ve Lozan kapılarındaki Yunan bayraklarını indirmiştir.8 Yunan Pavyonu önünde toplanan gençlerden biri pavyonun damına çıkarak buradaki bayrağı da indirmiştir. Kalabalık pavyon içine girmeye başlamış ve buradaki eşyaları ve camları kırmıştır. Daha sonra ise Pavyon ateşe verilmiştir.9 İtfaiye yangını söndürmeye çalışırken bir grup hortumları keserek su sıkılmasına mani olmuştur.10 (Bkz: Ek 20)

Olaya tanıklık etmiş Erdal Şafak11 şöyle anlatıyor:

“Yarım yüzyıl sonra bile düşlerime giriyor. İzmir Fuarı’nda Yunanistan Pavyonu alevler içindeydi. “Kahrolsun”, “Ölüm” çığlıkları yükseliyordu kalabalıktan. Hiç kimse söndürmek için çaba harcamıyordu. Tam tersine, güvenlik güçleri hiç değilse bir şeyler kurtarmaya çalışanları kararlılıkla engelliyordu.”

Emekli itfaiye müdürü Ahmet Yetmen12 yaşadıklarını anlatıyor:

“6-7 Eylül 1955 tarihinde ben itfaiye zabitiydim. Kıbrıs hadiseleri başladı. Yunanlılar Kıbrıs’a sahip çıkmak istediler, Türkleri de ekarte edeceklerdi. Türkleri kesiyorlar, öldürüyorlardı ve biz de seyirci kalamıyorduk. Bu sebeple 6-7 Eylül Olayları vuku buldu. Olaylar tam İzmir Enternasyonal Fuarı’nın açık olduğu zamana denk geldi. Biz itfaiye olarak Yunan Pavyonu’nun tahrip edildiği haberini aldık. Bir itfaiye aracı ile ekip olarak Fuar’ın 9 Eylül kapısından girdik. Giriş sivil araçlara yasaktı ama bize serbestti. Yunan Pavyonu’na gittik. Kaskatlı bir havuz var orada, pavyon onun kuzey tarafındaydı. İki katlı bir binaydı, oraya varır varmaz çok büyük bir kalabalıkla karşılaştık. Ben polisi göremedim. Herkes bağırıp duruyordu. Nümayişçiler belediye reisi Selahattin Akçiçek‘i omuzlarına almışlardı. Bizim yangın cipinde iki er, bir amir, bir de şoför olur. Aracımız olay yerine geldiğinde galeyana gelmiş olan halk yangın söndürülmesin diye aracı personeliyle birlikte havaya kaldırdı. Personelime halka katiyyen müdahale etmemesini, görevimizin yalnızca yangın söndürmek olduğunu söyledim. Ama zaten gittiğimizde söndürülecek yangın kalmamıştı. Çünkü pavyon yerle bir olmuştu. 5-10 kişi koca koca kirişleri nereden buldularsa, duvarlara kale kapısı yıkar gibi vuruyorlardı.”

Yanan Yunan Pavyonu’nu terk eden kalabalık buradan Kordon’da Vapur İskelesi karşısında bulunan Yunan Konsolosluğu’na doğru harekete geçmiştir. Konsoloshaneden Türk bayrağı asılmasını istemiş; ancak istekleri karşılıksız kalınca içeriye girerek benzin dökmek suretiyle konsolosluğu tamamen yakmışlardır.13 (Bkz: Ek 14, 17, 18, 22, 25, 26)

Baskın Oran14 Milliyet gazetesinde yayınlanan röportajında şöyle bahsediyor:

“O gece ben Gündoğdu Açıkhava’da oynayan ‘Çelik Hançer’i istiyorum, çünkü gökten düşen bir taştan yapılmış hançerden bahsediyoruz ve mahallede bir tek ben görmemişim, ama Nesrin ablamla Taşkın abim ‘Kahraman Şerif’e götürüyorlar Gary Cooper var diye. Ünivar Açıkhava’da oynuyor.

Filmin sonuna doğru dışarıdan patırtılar başladı. Kimileri bırakıp çıkıyor. Biz zor bitirdik çıktık, bir baktık ki yüz metre ötede, Birinci Kordon’daki Yunan Başkonsolosluğu alevler içinde. Meğer olaylar akşamüstü fuardaki Yunan pavyonunun önünde başlamış da bizim haberimiz yokmuş. Bir çocuğu, sonradan söylendiğine göre Gazi İlkokulu’nda bizim sınıftan Tayfun’u, bayrak direğine tırmandırtmışlar, bayrağı parçalamışlar. Yunanlıların Selanik’te Atatürk’ün evini bombaladıklarını da duyduk, o ara.”

Ahmet Yetmen röportajında şöyle devam ediyor:

“O zamanlar dört rakamdan oluşan telsiz telefonlar vardı. Biz Fuar’dayken Yunan Konsolosluğu’nun yakıldığı haberi geldi. Nümayişçiler gitmemizi engellemek için su tankımızın üzerine çıktılar, ben de Şark Sanayi Fabrikası’nın yandığını söyleyerek onları kandırdım. Konsolosluk Gündoğdu mevkiine yakın bir yerdeydi. Olay yerine gittiğimizde konsolosluğun cayır cayır yandığını gördük. Hemen yangın hortumlarımızı çıkardık. Denizden su aldık söndürmeye çalışıyoruz, ama oradaki göstericiler yangının söndürülmesini engellemeye çalıştılar. Hortumlarımızı kestiler. Biz hortumumuzu değiştiriyorduk onlar kesiyorlardı. Nümayişçiler bizim personelin üstüne çıkıyordu, onları engellemeye çalışıyordu. Bir çavuşun hareket etmesin diye sırtına bindiklerini gördüm. Konsolosluğa gittiğimde de polis göremedim.”

Grup buradan Pasaport’a ilerlemiş ve burada da gösterilere devam etmiştir. Yunan tekneleri tahrip edilme girişiminde bulunulmuş; ancak bu, limanda bulunan Türk filolarına mensup askeri kuvvetlerce önlenmiştir. 15

Kalabalık daha sonra eski İtfaiye binasının arka kısmındaki Yunan Kilisesine gitmiş ve kapıları kırarak burayı da tutuşturmuştur. İtfaiyenin müdahalesiyle yangın söndürülmüş ve kilise yanmaktan kurtulmuştur.16

Alsancak’a ilerleyen saldırganlar Yunan ev ve işyerlerini tahrip etmiş, Türk bayrağı asmalarını istemişlerdir. Alsancak’ta bulunan İzmir Kültür Heyeti Binası da tahrip edilen yapılardan biridir.17

Baskın Oran röportajın devamında yaşadıklarını aktarmaya devam ediyor:

“Bir vardık ki, bizim İkinci Kordon 270 numaradaki ev hıncahınç; mahallemiz Alsancak ’ta ne kadar gayrimüslim komşumuz varsa tıkışmış. Herkes ayakta. Yanımızdaki 268 numarada hiç evlenmemiş iki yaşlı Rum Hanım otururdu, saçları blö’lü, bir ara köpeklerini belediye zehirlemişti de daha büyüğü gelip bizim evden kardeşinin işyerine hıçkıra hıçkıra telefon etmişti, onların zangır zangır titreyişini özellikle hatırlıyorum.”

Ahmet Yetmen devam ediyor:

“Çocuk hastanesinin yanında bir kilise vardı. Nümayişçiler o kiliseye girmek istediler. Fakat o zamanki İtfaiye Müdürü İbrahim Günay onları engelledi. Rumların evlerine saldırıldı, eşyaları sokaklara fırlatıldı. Öyle bir şey ki ezkaza birisi herhangi bir evin Rum evi olduğunu söylediğinde o ev gerçekten öyle olup olmadığına bakılmadan hemen tahrip ediliyordu. Ayrıca ben İzmir’de tazminat ödendiğini duymadım.

Olaylardan sonra İzmir milletvekili Muammer Çavuşoğlu İzmir’e geldi ve Yunan Konsolosluğu’nda Yunan bayrağı çekildi. Bu o zamanlar gazetelerde çok yazıldı ve eleştirildi.

NATO’da Yunan subaylarının evleri de tahrip edildi. Efes Oteli’nin alt tarafında bir evdi. Olaylardan sonra Fuar’ın neşesi kaçtı.”

Saldırılar gece yarısından sonra da devam etmiş, sabaha karşı sıkıyönetim ilan edilmesiyle son bulmuştur.

“Evime gece 1’de saldırmaya başladılar. O zaman İzmir’de Gazi Kadınlar Caddesinde oturuyorduk. Gece yarısından sonra yağmalamalar başladı. Camlara Türk bayrağını, Menderes ve Bayar’ın fotoğraflarını astım. Evdeki tüm eşyaları kırıp döktüler. Kız kardeşimi komşuda sakladım. Saldırılar sı­rasında polisi aradım ama bana valinin emri olduğu ve silah kullanmayacak­larını söylediler.”18    

“Saat 23.00’te sahilde, kalabalık bir erkek grubu bağırıyor, taş ve şişeler savuru­yordu. Sahilde polis de vardı, ancak isyancıları durdurma gayreti içinde değiller­di. Gece saat 03.00’te bir grup asker gelene kadar bu böyle devam etti, askerle­rin gelişiyle isyan sönmeye başladı. Kalabalıktakiler, mürettebatımızda Yunan olduğunu söyledi, fakat mürettebat sadece İngilizlerden oluşuyordu.”19

Eşyalar evlerden çıkarılarak tahrip edilmiştir. Baskın Oran bu durumu anlatıyor:

Ortalık biraz yatışınca, bize sığınmış komşuların evlerinin nasıl tahrip ve talan edildiğini içimiz ezilerek izledik. Evimizin önünden bir sürü herif-i nâşerif, elleri kolları dolu geçe geçe bitemedi. Ben tabii, on yaşında çocuk, cahil cesareti,  “Nereye götürüyorsun onları? ” diye sormuşum, ablamın koluma ânında bastığı çimdiğe rağmen, herif de demiş:  “Denize atmaya götürüyom!” Kordon’dan denize otomobil ve kuyruklu piyano atıldığını bu gözlerimle gördüm; sonra otoyu çıkardılardı. Sesler nihayet dinince yatmaya gittik. Sabaha doğruydu.”

Müslüman komşuların bu olaylara tepkisi farklı şekillerde olmuştur. Kimisi Rumların yaşadıkları yerleri saldırganlara işaret etmiş, kimisi ise onları saldırganlardan korumuştur. Baskın Oran bu durumu şöyle yaşıyor:

“Babam kapıyı kapattırmış, kol demirini vurdurmuştu. Biraz sonra güruh kapıya dayandı. “Gâvurlar buradaymış!” diye bağrışıyorlar. Demir sokak kapısı gidip gidip geliyor; kıracaklar. Babam yaşlı, sinirli, sert, saygı gören bir adamdı. Çubuklu pijamaları üstünde, açtırdı kapıyı, çıktı dışarı “Defolun! Türk evi burası! ” diye ağzından tükürükler saçmacasına haykırdı. Öndeki it, tepesindeki saçlar seyrek,  “Peki, amca!” dedi, defoldular, yan evleri yağmalamaya gittiler. Galiba babamın pijama cebinde, gidip başucundaki komodinin çekmecesinden aldığı, milletvekiliyken verilmiş Kırıkkale vardı, ama hayal etmiş de olabilirim.”

Dönemi İstanbul’da yaşamış Tanaş Çimbis’in anlattıkları buna benzer bir durumu gösteriyor:

“Bizi tanıyan komşularımızla hiçbir problem yaşamadık. Problem bizi tanımayan Anadolu’dan gelen cahil insanlardı. O zaman tam bir Rum Mahallesi olan Tarlabaşı’ndaki evimizi korudular. Ev Geniş Yokuş Sokağında idi. 2-3 Türk ailesinden başka Rum ve az Ermeni yaşıyordu. O Türk ailelerinin fertleri sokak başına durup İstanbul’un başka semtlerinden gelen çapulcuları “Burası Müslüman Mahallesi” diyerek aldatıp evlerimizi korudular.”

Kaynaklar

  1. Tanık Tanas Cimbis ile mail üzerinden gerçekleşen röportaj, 24.12.2013
  2. Tarih ve Toplum Dergisi, Yıl: 1986, Sayı: 33, Sayfa: 12
  3. Fahri Çoker Arşivi, 6-7 Eylül Olayları Fotoğraflar-Belgeler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları
  4. Milliyet Gazetesi, 7.09.1955, Sayfa:7
  5. Dilek Güven, Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları Sayfa:42-43
  6. Dilek Güven, Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları
  7. Gece Postası Gazetesi, 07.09.1955, Sayfa:4
  8. Demokrat İzmir Gazetesi, 07.09.1955, Sayfa:5
  9. Demokrat İzmir Gazetesi, 07.09.1955, Sayfa:5
  10. Gece Postası Gazetesi, 07.09.1955, Sayfa:4
  11. Erdal Şafak, “6-7 Eylül ve Brandt cesareti”, 05.09.2013,
  12. Arzu Kılıçdere, İzmir’de 6-7 Eylül Olayları, Toplumsal Tarih Dergisi, Yıl: 2000, Sayı: 74, Cilt:13 Sayfa:40, Emekli İtfaiye Müdürü Ahmet Yetmen ile yapılan görüşmeden alıntı
  13. Demokrat İzmir, 07.09.1955, Sayfa:5
  14. Baskın Oran, “6-7 Eylül Olayları ile Yüzleşme”, Milliyet Gazetesi, 12.02.2013
  15. Gece Postası Gazetesi- 07.09.1955, Sayfa:4
  16. Gece Postası Gazetesi- 07.09.1955, Sayfa:4
  17. Demokrat İzmir Gazetesi- 07.09.1955, Sayfa:5
  18. Dilek Güven, Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları Sayfa:40 (Yassıada, Yüksek Adalet Divanı Tutanakları, 6-7 Eylül Hadiseleri, s. 358)
  19. Dilek Güven, Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları Sayfa:41 (PRO FO 371/1 17714, RG 1034/4123, iİzmir Konsolosluğu Raporu, 08.09.1955)

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi93

Bunu paylaş:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*