İki Genç: İdealist Usame, İşini Bilir Barack Hüseyin – Kaan Arslanoğlu

İki Genç: İdealist Usame, İşini Bilir Barack Hüseyin*

Usame Bin Ladin’in gençlik fotoğrafı. İnternette yaygın. İsveç’teyken bir grup arkadaşıyla birlikte çekilmiş. Beni hayli etkileyen bir resim. Masum yeniyetme yüzüyle gülümsüyor Usame. O dönemi, dönemin gençlik ruhunu ne kadar iyi yansıtıyor. Bin Ladin 1957 doğumlu ve devrin atmosferini değişik ülkelerde neredeyse birlikte solumuşuz. Fotoğraf öyle tanıdık, yüzler öyle yakın.

Pek çok genç aynı havakürede benzer ortamlardan geçti. Batılı değerler. Batılı yaşam tarzına özenme. Batılı giysiler, müzikler, zevkler. Parlak gelecek hayalleri; ışıltılı, güzel yaşam düşleri… Batı’nın göz alıcılığına kapıldıkça insanlığın çürümüşlüğü de batmaya başladı. Zenginliklerden etkilendikçe o sefil yoksulluğu üretenlerden tiksinmeye yüz tuttuk kısa sürede. Dönemin ruhu böyleydi.    Ve    bir    bölümümüz    uzun    sivri    yakalarımız,    İspanyol  paça pantolonlarımız, enseye dökülen saçlarımızla kendimizi birden bire devrimci bulduk. Saçlarımız hızla kesildi, paçalarımız daraldı, parkalar veya ağır abi tarzı paltolar giymeye başladık.

Ve savaşın ortasındaydık. Karşımızda da bizden pek de farklı olmayan sağcı gençler. Kimi ağırlıklı olarak milliyetçi, kimi ağırlıklı olarak İslamcı. Sol ve sağ. İki tarafta da sapına kadar idealizm hakimdi. Güzel bir dünya, adaletli bir ülke kurmak anlamında. Sapına kadar özveri. Tabii ağır veya hafif bir psikopatlık da çimentomuzdu. Onca özveri psikopatlık katılmadan yürümez.

Biz diyorduk ki, güzel bir dünyanın önündeki engel kapitalizmdir. Onlar diyordu ki, kapitalizm kötüdür, ama asıl komünizm tehlikelidir. İki taraf da birbirini kandırılmış olmakla suçluyordu. Perde arkasındaki büyük ve gizli güçlerce yönlendirilmekle…

Akla mantığa sahip herkes sonra gördü ve halen görmekte: Kim kandırılmış, güzel ve adaletli dünya düşlerinin önündeki engel neymiş? İşte Sovyetler çöktü, işte Çin kapitalistleşti. Dünya ise daha da çirkinleşti. 12 Eylül’ü bizi kandırılmış olmakla suçlayanlar yaptı. “Perde arkamızı”, onun arkasını, onun da arkasını, işkence ederek, ezerek, katlederek araştırdılar, bir şey bulamadılar. Kendi arkalarında ABD’nin ve CIA’nin durduğunu herkes gördü. Milliyetçi gençler mi? En fazla “fikirlerimiz iktidarda, biz içerdeyiz” diyebildiler. Hep devrim mi evladını yiyecek, karşıdevrim de yer. O birkaç yıl milliyetçi olanları yerken, İslamcı olanlara “Hadi fırlayın!” dedi 12 Eylülün şerefsiz faşizmi.

Usame gibiler için, evet, dünyada çirkinlik dinsizlikten ve komünizmden geliyordu o sırada. CIA bunlara para verdi, silah verdi, örgüt verdi. Afganistan’da Sovyetler’e ve Laik güçlere karşı arkalarında ABD, kelle koltukta savaştılar. Defalarca ateşe atıldı Usame, ölmedi. Ölseydi CIA başka bir Usame bulacaktı. Ama ölmedi ve Usame’yi büyütmeye devam etti. O masum, o idealist çocuk suratı uluslararası siyasetin çirkefiyle yıl be yıl katılaştı, acımasızlaştı.

Sonra soğuk savaş bitti. Komünizm tehlikesi azaldı. Artık ABD’ye silahlı İslamcı değil, “ılımlı İslamcı” lazımdı. “El Kaide terörü” bundan sonra başladı. Ve bu terör dünya çapındaki ABD terörü için kanı tümden boşalana dek kullanıldı.

Usame, Amerikancı Pakistan devletinin güzide bir şehrinde askeri akademiye komşu saklanıyormuş meğer! Orada oturduğu onca yıl boyunca bir mahalle muhtarı, bir sokak bekçisi, tek bir meraklı komşu tarafından fark edilmemiş, ihbar edilmemiş! Tek bir işgüzar yetkili burada kim oturuyor diye içeriye bakmak istememiş! Sonra Ortadoğu’daki bulaşık suyu renkli devrimlerin hemen ardından CIA tarafından izi keşfedilmiş! Silahsız olduğu halde oracıkta infaz edilmiş! Yaşasa neler anlatırdı acaba? Bizdeki Ergenekon’u da söyler miydi? Mahkemeye çıkarılsa “show” mu yapardı, ilişkilerini mi dökerdi? Ama fırsat kaçmış!

Kim kandırılmış sahi, hangi taraf kandırılmış? Yoksa tüm dünya mı aldatılmış? Dünya salak mı doluymuş? Ne kadar çok Amerikan hayranı varmış? Salaklık ve bayağılık dolar alışverişiyle yayılan bir viral hastalık mıymış? Ve hangi tarafın o yüce idealist düşleri söz konusu alışverişe kurban gitmiş?

Barack Hussein ise psikopat falan değil. 1961 doğumlu. O da kuşakdaş. Gayet normal bir kişilik. Dönemin gençlerinden başka birçokları gibi davranmış, yani Batılı hayallerini, bencil kişisel kariyer düşlerini terk etmemiş. Uygarlığın “gelişmişliği” altında hangi iğrençlikler var, görse de görmezden gelmiş. İyi de yapmış. Cici çocuk, uslu genç. Parlak ve normal düşler kurmuş, bunun için azimle çalışmış, ama hiç aykırılık göstermemiş. Hep doğru yolda, hep yasal yolda kalmış, aferinler almış ve sonunda ABD başkanı olmuş.

Normalleri, büyük çoğunlukların düzenini dünya çapında en üstte o temsil ediyor. Ve Geronimo operasyonunu seyreden öbürleri. Arsızca ve  arlanmazca yeni katliama eski adı verenler… “Karşıdevrim evladını yerken!” Tablonun adı bu olmalı.

Terörizmi hep birlikte lanetleyelim! Fakat eğer insansak, az buçuk kafamız çalışıyorsa, biraz da ölüm rakamlarına bakalım.

Obama iktidara geldikten sonra askerleri kaç kişi öldürmüş, El Kaide kaç kişi öldürmüş? En az on kat fark bulursunuz Barack’tan yana. Peki, El Kaide ortaya çıktıktan sonra kaç kişi öldürmüş, ABD askerleri doğrudan kaç kişi öldürmüş? En az 100 kat fark bulursunuz ABD’den yana.

Kim kandırılıyor asıl? Kim kullanılıyor?

En çok içerlediğim de sol saflarda bile hala bir terörizm, normallik, meşruluk, yasallık hikayesinin kendine yığınla inanan bulabilmesi. Sinsi mürteci Barack’a “solcu”, faşige Hillary’ye “demokrat” diyen insanların çıkabilmesi.

Kapitalizmin hiçbir şefi “normal” değildir. Her türlü yolla ve her alanda göz kırpmadan kan döken seri katillerdir. Bu durum “normal” bile olsa, normallerin, yani büyük çoğunlukların o gizli cani iradesini de yansıtsa “meşru” kabul edilmemelidir.

*https://issuu.com/azizm/docs/edergimayis2011

Bunu paylaş: