Alma Kadının Ahı – Ziza Rumas

Phantom Thread’in* Gölgesinden Esen İzdüşümler

Yüreğindeki sevgiye dünyayı bulaştırdığı gün, bağışıklık sistemi evrimine inat gelişmemiş kalbinden şah damarına doğru süzülen kanından dışarı sızdı sevgisi. Bünyede barınmamış nüvesini etrafındaki varlıklarda aradığı andan itibaren sevgisini sevgisinde bir kıldığı sevdiğinden de olduğundan bihaber kendini ormanların, kayalıklarının derinliklerine vurdu. 

Yalnızlığında buldu uzun yıllar önce kaybettiğini. Oysa sevgisinden kendisini kurban bellediğine her seferinde: “Kurban olurum sana, sevdana!” dediğinde, duyduğu: “Yaradan korusun! Yerkürede yürümeye layık kıldığının ömrünü uzun yaysın yaylağında.” keskin kılıcına karşı şu kalkanıyla duruyordu: “Hayır korumasın, ben sana kurban olayım. Çok mu canımı versem sevdiğim uğruna. Beni böyle bilsinler, sevdiği kadın uğruna canını bile feda etti desinler. O kadar çok seviyordu desinler. Biliyorum ki sana olan sevgimin ölçütü şu canım değil; ama ne yapayım, elimde bir bu var kimsenin hükümranlığı altında olmayan ve sadece bana ait olan. Ve bana aitse tamamen, yoluna adamış olmam çok bir şey değil. Elimde olsa büyük bir dağı mekânın yapar onun doruğuna evini kurar, etraftaki orman ve kayalıklardan doğal yiyecekler bulup sana getirir, emeğimin karşılığı sevgimi sunardım sana.”

Birdenbire kendisini unutup, hikâyesinde kendinden delillere kanıt bulduğu ve bulunduğu kayalıkların kuytu karanlığında acısını hissettiği kadının hüznüyle irkildi. Erkeğinin nelere bulaştığını kayalıkların delikli donuk desenlerine işledi ve dedi:

“İşine âşık bir koca, kocasına âşık ve ne kadar istesek de uygun sıfat bulamayacağımız bir kadın… Biri ‘Koca’ ise diğerine ne diyeceğiz? ‘Eş’ diyecek muhteremler parmağını indirmesin lütfen. “Hanım” lafını estirecekler dışarı çıksın, kapıyı patlatırcasına kapatmasın. Ulu bilgelerimiz tarihten akıtarak, ilk olarak Edip Ahmet’in Atabetü’l-Hakayık eserinde ‘Koca’ ibaresi geçmekte olup ‘yaşlı ve ulu kişi’ anlamına geliyor.” diyerek kendini ele vermesin. Doğduğunda, doğurduğu noktanın en doruk yer olmasından, annesinin onu öyle çağırdığı ve ismine şayan Bülent bilgemiz: “Farsçadaki خواجه=xwace kelimesinden Türkçeye geçmiş olup, “Koca” olarak telaffuz edilmek suretiyle “Efendi, ağa, ulu, mal sahibi.” anlamlarını barındırır.” diyerek bizi şoke etmesin. Kadına evlenilen dişi varlık olarak bir ad olamamış Türkçenin azizliğine de yıkmayın hemen suçu, yoksa zizası üzülür dilimizin.

Dizimizi dövmeden dönelim işine âşık koca vasıflı erkeğe… Zanaatına zekâsını bulaştırmış bir yaşlı ve ulu kişi. Kadınlara zamanın modasını çer-çöp edercesine eşsiz kıyafetler dikip bir bütün ülkede nam salmış bir terzi. İşine olan aşkından, aşkının eline yüzüne, işini bulaştırmış bir bilge budala. Âşık olduğunu zannettiği kadının adı Alma. Kadın sadece âşık. Terzi bazen ona, çoğu zaman kendisine âşık. Hasta düştüğünde kadınına âşık olduğunu hatırlayan bir bunak. Alma, kocasının yemeğine azar azar zehirli mantar koyup hastalanmasını sağlayarak aşkta ayık olmasına çabalayan sevgi silahşoru. Ve koca sıfatlı erkek, boylu boyunca hayatın her muhtelif veçhesinde küçük düşürülmüş kadın eliyle bir hayata, bir ölüme meydan okuyor. Ne demişler dediklerinden çoğu zaman anlam çıkaramadığımız büyüklerimiz: “Alma mazlumun ahı, mantar tadında çıkar aheste aheste.””

Seni ahmak bunak budala! “Karnım da acıkmaya  başladı.” mı dedin Alma’ya?

***

Görsel: Mantarlar (1661) – Jan Fyt

*Phantom Thread (2017) – Yön: Paul Thomas Anderson

Bunu paylaş: