Azizm Sanat E-Dergi’nin 149. Sayısı Yayında

Azizm Sanat Örgütü’nün aylık yayını Azizm Sanat E-Dergi’nin Mayıs 2020 tarihli 149. sayısı yayında. Örgütün manifestosunun yazılışının ve kuruluşunun on üçüncü yılı kapsamında yayınlanan dergi Azizm Sanat’ın geçtiğimiz haftalarda aldığı karar doğrultusunda, aylık e-dergi yayınının sondan bir önceki sayısı olma özelliğini taşıyor. Eleştiri, görüş ve katkılarınızı bekliyoruz;

İçindekiler

Editörden s. 6

Aşk 101: Doksanlar Pazarlamaya Giriş – Alper Erdik s. 10

Yalnızın Denemeleri – Batuhan Suiçmez s. 18

Sivil Köfte – Efe Eğilmez s. 21

Kesilen – Nilgün Zülfü Işık s. 25

Gelecek Olan – Ersin Yurtseven s. 29

Paslı Yara İzi – Ferhat Özkaya s. 53

Rus Eleştirmenlerin Gözünden Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” – Amaliya Ömerova s. 56

***

Editörden

Türümüzün büyük bölümünün dışa yönelik işe yaramazlık, esasındaysa içe dönük manasızlık karşısında buharlaşmaya yüz tutan düzmece biriciklik hissi, küresel salgının olumlu getirileri arasına yazılabilir. Sıradanlığın tarihte görülmediği kadar afili bir sürüme kavuşması, salgının herkesi eşitlediği, salgın sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gibi buram buram avamlık kokan ezberleri işitmemize yol açtığı ölçüde, mutlak yoksunluklarını her başlıkta ucuz haz arayıcılarına dönüşerek gidermeye çalışanlara engin güvenli bölgeler sağladı. Bu temelsiz zeminlerde haliyle yükselemeyen fakat bir hayli yayılan tiplemelerin yol açtığı illüzyonlar, farkındalık adı altında üstümüze üstümüze geliyor. Hemen herkesin her şeyin farkında olduğu(nu sandığı) bir çağda gerçek bir aydınlanmadan söz edilebilir mi? Aydınlanmanın, epifani karşısında bocaladığı evrede bilginin de baştan çıkarıcılık eşliğinde iğdiş edildiğini kabul etmek gerek. Karşı hamle olarak albeni katsayı yükseltilmiş, eğlenceli/keyifli paketlerle süslenmiş bilgi taarruzlarıyla yol alınamayacağı açık. Çürümenin katı olan her şeyi buharlaştırmaktan beter edip çürütüp kokuttuğu bir hakikatte mevzi savaşı yöntemlerini güncellemeli, öncü ancak kapalı, bağırgan fakat örtülü, üretken ancak aheste, kısa fakat zamansız haller kurgulanmalı. İnsanlık onuruna, evrime yakışmayan her vasatlık, asalaklık huzursuz edilmeli. Öyle ki, çoğunluk olmalarına karşın müsveddelerin güvenli bölgeleri tekinsizleştirilmeli, ağızlarından çıkanı kulakları duymadan evvel süzgeçten geçirme baskısı yaratılmalı, aydınlanmanın yeni ve öncü sürümü insanımsılar nezdinde tepeden bakmakla yetinmeyip aşağılayıcı bir tavrı benimsemeli.  

Salgın sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa önüne gelenin canlı yayın yapabilme özgürlüğü gömülmeli, alışveriş ve toplu taşıma sıralarında hilal taktiğinin uygulandığı kutlu yığınlaşmalar yasaklanmalı, bedava olduğunu duyduğu her şeyin için sıraya girip ucuzlaşabileneler ait oldukları çağa doğru zamanda yolculuğa tabi tutulmalı, gururlu homofobiklerin hemcinsleriyle fiziksel temaslarına izin verilmemeli, özel mülkiyet tasfiye edilirken özel alan anayasal hak olmalı! Salgın sonrası bu gibi çok komik ve yaratıcı olduğu sanılan öğelerle havalı muhalifliği oynayanlara, mesai harcanmış fikirlere sahip olma zorunluluğu getirilmeli. Örneğin yukarıdaki atıp tutmaları yapanların salgın esnasında serbest piyasa ekonomisinin çırılçıplaklığını herkese anlatmak gibi bir yükümlülüğü olmalı. Büyüme denilen illetin karşısına büyük laflarla değil büyük eylemlerle dikilmek gerektiği ilan edilmeli. İnsanlığın azalmaya, yavaşlamaya, küçülmeye ihtiyacı olduğu duyurulmalı. Üretimin ve emeğin bir zamanlar haklı kutsanışının artık hırs, başarı ve büyüme gibi günahları beslemeye yarayacak şekilde çalışanlardan çalındığı açık edilmeli. Nüfus azalması teşvik edilmeli, enerji ihtiyacı düşürülmeli, yalnızca tüketim değil, üretim de tükakalaştırılmalı. Bunların uygulanmasında ise en azından hatırı sayılır bir müddet boyunca insanların bilincine, bilinçlenmesine bel bağlanmamalı. Bilginin, gerçeğin, doğrunun kitleler üzerinde bir çekiciliği olmadığını Aydınlanma sonrası kararmalarla yeterince gördük. Bunun yerine, ve en başta milletlerin birleşkesi yerine, insanlık ortak paydası inşa edilerek tüm dünya için açık kurallar konmalı ve coğrafi ve mesleki kimi nüanslar da gözetilerek uygulanması sağlanmalı. Mesela haftanın yedi günü, günde yirmi dört saat internete ve hatta elektriğe ihtiyaç olmadığı kabul edilmeli. Her gün her yerde kabul edilmiş zaman aralıklarında internet ve elektrik olmadan, kelimenin tam anlamıyla durulması sağlanmalı. Yılın belli dönemlerinde seyahat etmek yasaklanmalı ki durulmaya durma eylemi de katılım göstersin. Tüm bunların ütopik kuruntular olma ihtimali yüksek ancak tüm bunların olması gerekenler olduğunu kabul etmek ve ettirmek için daha fazla ölüme bel bağlamak, İspanyol Gribinde dünya nüfusunun hatırı sayılır bir bölümü ölmüş olmasına rağmen dünya savaşı başlatabilecek alıklık örneğinde görüldüğü üzere, akılcı değil.

Böylesi bir ruh haline ve başkalarına b*k attığımız halde yanılsatıcı epifanilere kapılmaktan kurtulamadığımız duygu durumumuzda, Azizm Sanat Örgütü olarak, manifestomuzun yazılışının ve kuruluşumuzun 13. yılını kutluyoruz. “Sanat Aydınlanma İçindir” önermesinin yıl dönümünde başkalarına salık verir gibi durduğumuz yavaşlama, küçülme ve azalma davranışlarını kendi üzerimizde uygulayarak işe başlamanın doğru olacağını düşünüyoruz. Bir bakıma bu tavırları özellikle son bir yıldır açıkça sergilediğimiz söylenebilir. Bilginin enformasyon fazlasıyla boğdurulması, “ne yapmalı” sorusunu “ne yapmamalı”yla takas etmemize yol açtı. Bireysel varoluş gelgitleri, örgütsel manasızlık, üretim çıkışlı gereksizlik hissiyle çarpıştı. Uzunca bir süredir yeni baştan yazmak ve ilerlemek istediğimiz manifestomuzu güncellemeyi bir türlü başaramayış olmamız, bizi daha büyük bir karar almaya ve kendi kendimizi yaralamaya yönlendirdi. Örgütümüzün en önemli çalışması olan, Kasım 2007’den beri her ay ortaya konan, ülkemizin ilk ve öncü dijital yayınları arasında yer almanın ötesinde, sürekliliğin bozulduğu bir çağda en uzun soluklu mecralardan biri olma başarısını gösteren Azizm Sanat E-Dergi’ye son verme kararı aldık. Sonsuza dek sürdürebileceğimiz bu yayını, sırf sürdürebilir olduğumuz için sürdürmenin özümüze ihanet olacağı kanısındayız. Dergi kapağında yer alan rakamla büyüklük, olgunluk, deneyim taslamanın samimiyeti ne denli hakiki? Veyahut şuan, önümüzdeki ay 150. sayımızla veda edişimiz bir harakiri mi? Ucuzlaşma eğilimi gösteren sözcük oyunlarımız vedayı kaçınılmazlaştırıyor belki de. İşe yaramazlık ve bıkkınlıkla harmanlı gövdemizi, herkesin sevimsizliğinde mutabık kaldığı bir yılda, uğursuz bir rakamı kutlayan halimizle terk etme kararı aldık. Haziranla beraber son kez yayınlanacak dergimize, “son” sözcüğünü bir kavram olarak irdeleyerek veda edeceğiz. Sizleri de “son”a dâhil olma, “son”u çoğaltmaya ve ihtiyacımız varmışçasına kalıcılaştırmaya çağırıyoruz.

Azizm Sanat E-Dergi’nin sondan bir önceki sayısındaysa, adeta aydınlanmacı larvalar tadında deneme, öykü ve şiirler yer alıyor. Gezi ve Haziran’a göz kırpan metinler kadar, kuşağın başkaldırısını başkalaştıran mizah ve nostaljiye abanarak kotarılmış, Netflix’in parıltılı pastel pazarlaması Aşk 101 üzerine taşlamamız da 149. sayımızda dikkat çekiyor. Sinema yazılarımızdaysa, sinema tarihimizin muhtemelen en büyük yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ın uyku moduna geçerek yerli yabancı herkesi o gün bugündür uyutmayı seçtiği, 2014 yapımı Kış Uykusu hakkında Rus eleştirmenlerin bakış açılarına eğilen bir makale var.

Aydınlanma için azalmak, yavaşlamak ve küçülmek adına,

Sanatla kalın.

Azizm’in Notu: Azizm Sanat E-Dergi’nin, bir sözcük olmanın ötesine geçip, işaret ettikleri ve taşıdıklarıyla bir kavram halini alan “son”un dosya konusu olarak işleneceği, Haziran 2020 tarihli, 150. ve son sayısında dosya konusu çerçevesinde gerçekleştirdiğiniz makale, öykü, şiir, deneme, eleştiri, karikatür, video, resim ve fotoğrafı 5 Haziran tarihine kadar azizm.sanat@gmail.com adresinden yayın kurulumuza iletebilirsiniz.

***

Görsel: Tomei Karayolu, İnsanları Güdüleyen Güzergâhlar (2007) – Daido Moriyama

Bunu paylaş: