İntikamın Adaleti: In The Fade – Emre Bina

Kendi adaletinin peşinde olan bir kadının hikâyesini anlatan Fatih Akın filmi Aus dem Nichts (In The Fade / Paramparça) “ırkçılık” tartışmasını duruşma salonundan ele alıyor. Diane Kruger’in, ırkçı bir bombalı saldırı sonucu eşi ve çocuğunu kaybeden Katja Şekerci rolüyle yer aldığı filmde yönetmen adalet, hakkaniyet ve bürokrasiyi tartışmaya açıyor.

Filmin olay merkezinde Naziler tarafından gerçekleştirilen bir saldırı olmasından ötürü biz ve onlar ayrımının kökenini, sürecini kabaca ele almak daha sağlıklı olacaktır. Ten rengine göre, ırkına göre karşısındakini toplama kampına gönderen ve katleden, kafeslerde siyah insanları beyaz insanlara sergileyen insanoğlunun bu yönünün incelenmesi çok daha kapsamlı bir yazının konusudur. Ancak yönetmen bu filmde yaşanan saldırıyla “ama neden?” sorusunu sordurtmayı başarmıştır. Biz ve onlar ayrışmasının tarihsel kökenine bakıldığında, Mısırlıların M.Ö.14. ve 15.yy. da ilk kez kendilerini ve kendilerinden olmayan sınıfları ötekileştirdiklerine tanık oluyoruz. İnsanlık tarihinde arkasına koca bir devleti alarak zirveye ulaşan bu anlayış 2. Dünya Savaşı ve devamında altı milyon Yahudi’nin ölümüne sebep olmuştur. Son süreçte de özellikte Doğu Avrupa’da aşırı sağ, “ırkçı” partilerin iktidara gelmesi bu anlayışın tarihimizi daha uzun süreler meşgul edeceğinin bir göstergesi denebilir. Fatih Akın’ın filmini ilgilendiren kısmı ise filmimizin ırkçı bir nefret saldırısına kurban giden Nuri Şekerci (Numan Acar)’nin kavruk teni, sakalları kısacası Naziler tarafından 1935 yılında çıkartılan Nuremberg Yasaları’nda ifade edilen “ari” ırkına ait olmayışıdır. Saldırıyı gerçekleştirenler Andre Möller ve Edda Möller ise kendilerinde “ari” kanı olduğunu düşünen ve buna dayanarak tek “suçları” alman olmamak olan küçük bir çocuğu (Rocco Şekerci) ve Nuri Şekerci’yi cezalandıranlardır. Film bu manasıyla ırkçı bir saldırıyla başlamaktadır.

Hukuki anlamda suç belirli bölgede uygulanan pozitif hukuk tarafından sonucu ceza ve güvenlik tedbiri yaptırımlarına bağlanmış fiillerdir. Filmdeki suç unsuru nefret duygularına dayanarak birçok kişinin canına kast edilmesi sonucu gerçekleşen saldırıda Nuri ve Rocco’nun ölümüdür. Ceza ise pozitif hukuk tarafından suç olarak belirlenen fiilin işlenmesi sonucu devreye giren ve suçun önlenmesi, toplumun korunması ve suçlunun uslandırılması amacını taşıyan yaptırımlar bütünüdür. Ancak bazı kelimeler vardır ki tarifi böylesine açık değildir. O kelimeler, bazen başkaca kelimelerin içine girer, bazen onların içinde erir bazen de kuvveti o kadar güçlenir ki anlamı içerisine dâhil olduğu kelimeyi ele geçirir. İşte “intikam” böyle bir kelimedir. Tarihin başından beri ceza ile sıkı bir ilişkisi olmuştur. Bu ilişkiyle sadece hukukçular değil filozoflar, yazarlarda da ilgilenmektedir. Konuyla ilgili olarak Platon şunları söylemiştir: “Hiç kimse hata yapanları aklına yaptığı şeyi koyarak ve bunun uğruna cezalandırmaz – eğer ki kişi yabani bir canavar gibi düşüncesiz bir intikam almıyorsa. Mantıklı bir şekilde cezalandıran kişi bunu artık geçmişte kalmış olan yanlış yapma adına yapmaz – ancak gelecek için yapar ki yapılmış yanlış ne yapan kişi tarafından, ne onu gören diğer kişiler tarafından, ne de onun cezalandırıldığını gören başkaları tarafından tekrar edilmesin.”

Platon burada cezalandırma işleminin suçu işleyen kişinin eğitilmesi ve toplumun söz konusu suçtan caydırılması olarak görmektedir. Cezanın kişisel bir boyuta dönüşmesi sonucu bir intikam enstrümanı halini almasını ise bir mantıksızlık olarak ifade etmektedir. Suzanne Uniacke ise intikamı “yaralanmayı, yaralama yoluyla ödetmek” ve “tipik olarak kötücül” olarak tanımlamaktadır. Filmin en etkileyici yanlarını içinde barındıran duruşma sahnelerinde Akın, seyircilere şu soruyu soruyor: Adalet mi istiyorsunuz yoksa iki ırkçı tarafından düzenlenen bir nefret saldırısında çocuğunu ve kocasını kaybeden Katja Şekerci’nin intikamının alınmasını mı? Filmi izlerken kaçımız cezanın amacı olarak Federe Mahkemesi tarafından verilecek kararın Almanya’da ırkçılığın önüne geçişini düşündük? Ya da daha temel olarak, hukuk tarafından korunan en temel ilkelerden birisi savunma hakkına rağmen kaçımız müdafaa avukatı Haberbeck’e öfke duymadık? Belki birçoğumuz normal yaşantımızda ceza ile intikam ilişkisi sorulduğunda cezanın ehlileştirici yanından ve bir intikam aleti olmayışı gibi didaktik konulardan bahsedeceğizdir ancak tahmin ediyorum ki Akın’ın yarattığı olay örgüsü ve atmosferde salondaki bizler hayatı çalınan kadına karşı bir denkleştirme istedik. Belki de filmin en büyük başarısı da burada yatıyordur.  Robert Nozick ceza ile intikam arasındaki farkı açıklarken şu perspektiflerle olayı ele almaktadır. Nozick’e göre; intikam kişiseldir; ancak cezanın uygulayıcısının cezayı verme nedeni olan hatanın kurbanına hiçbir özel ya da kişisel bağı olması gerekmez. Nozick şöyle devam eder; İntikamın belli bir duygusal tarafı vardır, bir başkasının acı çekmesinden duyulan zevk gibi, ama cezanın duygusal bir tarafının olması ya da bir başkasını içermesi gerekmez yani sadece adaletin yerine gelmesinden zevk duyulur. Bu ayrımlarla ele aldığımızda perdeye seyre dalmış Akın’ın deneklerinden birçoğu intikam istemekteydi. Evet, adaletin yerini bulmasına bir lafımız yoktu ancak Katja’nın ıstırabına bir cevap bekledik hepimiz. Nihayetinde Federe Mahkeme kimliği tespit edilemeyen üçüncü bir kişinin parmak izlerinin suç aletlerinin üzerinde bulunması ve suç aletlerinin bulunduğu garajın anahtarının herkesin ulaşabileceği bir yerde olması sonucunda oluşan şüpheden “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği Andre ve Edda hakkında beraat kararı vermiştir. Bu karar Katja’nın derinden sarsılmasına ve harekete geçmesine neden olur.

Duruşma sahnelerinin ardından filmin son bölümü “Deniz’e” diktik gözlerimizi. Bu bölümün başında Katja’nın izlediği Şekerci ailesinin tatilinden bir video görüntüsü olacakları haber veriri nitelikteydi. Videoda suda bulunan Nuri ve Rocco’yu şezlongda çeken Katja onların ısrarını geri çevirmeyerek suya hareketlenir. Aslında bu sahne hepimize Katja’nın filmin sonunda kimilerimize göre sonsuzluğa, kimilerimize göre hiçliğe uğurlanacağının göstergesiydi.

Bütün bunlardan bağımsız olayların başına dönersek; Alman polisinin Nuri’nin sabıkalarını da dayanak haline getirerek olayı bir uyuşturucu çete hesaplaşmasına çevirme çabaları sonucunda, olayın ırkçı bir saldırı sonucunda gerçekleştiğini düşünen Katja’nın umudu tükenmişti. Belki de filmin görsel açıdan en etkileyici sahnesi de burasıydı. Bilekleri kesik halde acılarıyla dolu kan gölünün içinde boğulan Katja avukatının sesli mesajıyla olayın Naziler tarafından gerçekleştirildiğinin ve saldırganların tutuklandığının haberini alır. Ve kan gölünün içinden tekrar intikamı için geri gelir. Hukuk mücadelesinin ilk ayağını kaybeden Katja, rövanşı temyizde görmez. Artık saf bir intikam aşkıyla saldırganların peşine düşer ve Yunanistan’a gelir. İntikamını kendi hayatını çalan silahla almaya kararlıdır. Ailesini kaybettiği saldırıda kullanıldığı gibi o da bir çivi bombası hazırlar ve Andre ve Edda’yı Gge sahillerinde bir karavanda bulur. İlk denemesinde uzaktan kumandalı olan bombayı karavanın altına bırakır, çalıların arkasına geçer ve beklemeye başlar. İntikamı için hayatta kalan bir kadının intikamını aldıktan sonra hayatta kalmasının pekte mantıklı olmamasındandır belki de Katja bu yöntemden vazgeçer ve bombayı alarak uzaklaşır. Katja’nın süreç içindeki ruhsal ve düşünsel karmaşa sonucu bu eylemi yeniden uygulamaya karar verir. Dr. Ali Şeriati, İnsanlığın Dört Zindanı adlı eserinde “İsar zırhını kuşan ve zindandan kurtul.” demektedir. Şeriati’nin burada bahsettiği isar kendisi hiçbir şey beklemeksizin başkaları adına her şeyini feda edebilmeyi ifade etmektedir. An gelir işar birisidir, an gelir isar bir fikirdir öyle zamanlar gelir ki isar doğrudan ölüm olmaktadır. Katja’nın isarı ise intikamıdır. Üniversitede tanıştığı torbacısı, onunla o hapisteyken evlenmeyi göze aldığı eşi Nuri ve çocuğu Rocco’nun intikamı. Beklenen vakit gelmişti artık kendisi için hiçbir şey beklemeyen Katja intikamı uğruna bir isara kalkmıştır ve canını feda etmiştir. Şeriati’nin deyimiyle zırhını kuşanmış, zindanlarından kurtulmuştur ve intikamını almıştır. Hepimizin intikamını…

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi127

Bunu paylaş:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*