Azizm Sanat E-Dergi’nin 125. Sayısı, “68 Kuşağı ve Sanat” Dosyasıyla Yayında

Azizm Sanat Örgütü’nün aylık yayını Azizm Sanat E-Dergi’nin Mayıs 2018 tarihli 125. Sayısı, yarım asrı devirmiş olmasının onuruna “68 Kuşağı ve Sanat” dosyasıyla yayında. Eleştiri, görüş ve katkılarınızı bekliyoruz;

https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi125

İçindekiler

Editörden s. 4

68 Kuşağı – Mehmet Rayman s. 8

Yaşam Döngüsü 2: 68 Kuşağından Esintiler – İsmet Şengül s. 10

68’in Mürekkebi – Mustafa Bilgin s. 18

Ulusal ve Uluslararası Boyutta 68 Kuşağı ve Sineması – Rasim Levent s. 19

IF: İsyan, Mücadele, Otorite, Özgürlük – Deniz Eren s. 29

İtalya ve Fransa 68’inin Sinematografik İz Düşümleri – Onur Keşaplı s. 38

68 Sanatı – Mustafa Bilgin s. 63

68’i Hatırlamak – Merve Özpolat s. 64

Editörden

Yıldönümleri, anmalar sıklıkla duygusal tepkimelerden temellenir ve beslenir. Bireysel yaşanmışlıklar ve anılar özelinde bu gayet anlaşılabilir ve doğal bir yaklaşımken söz konusu evrensel, tarihsel ve toplumsal anmalar olduğunda duygusallığın belleği köreltişi kaçınılmazdır. Geçmişten ve birikimlerinden beslenmek haklı ve doğal bir talepken, nesnelliğin olası yitimi geçmişin yenilgilerini zaferlere dönüştürerek mağlubiyetleri galibiyetmişçesine içselleştirme yanılsamasına yol açabilir. Bu durumda alınması gereken dersler alınamayacağı gibi geçmişin nostalji sosuyla romantikleştirilmesi ve de yenilginin süreklilik kazanması kaçınılmazdır. Hâlbuki akılcılık bunu aşmayı, dürüst ve nesnel olmayı gerektirir. Örneğin Karl Marx’ın tüm dünyada kutlanan 200. yaş günü sosyolojik bir değeri anma ya da trafik lambalarındaki yaya figürünü Marx’a dönüştürme gibi sempatik ancak işlevsiz etkinliklerden fazlasını içermeli. Marx’ın değerini yinelemenin, güncel olduğunu iddia etmenin, kitapları halen her ülkede çoksatarken, anlı şanlı kapitalistler bile adını ağızlarından düşürmüyorken yeterli olmadığı görülmelidir. Marx’a nesnel ve eleştirel yaklaşılmadığı sürece, Marx’ın Marx putundan arınması mümkün değildir. Tam aksine bir yaklaşım hayata geçirildiğinde ise Lenin öncülüğünde dünyanın yarısına yakın bir coğrafyasının nasıl bir gelişim yaşadığı, ütopyanın adeta şimdiki zamana dönüştürüldüğü küresel ölçekte görülmüştür. İlerleme adına, mucizevi bir şekilde yeni bir Lenin beklenemeyeceğine göre diyalektiğin mutlaklığında güncel, akılcı ve faydacı yöntemlerle kapitalizmin bitkisel hayatını gezegeni yok etmesine imkân tanımadan sonlandırmanın yolları aranmalıdır. Marx’a, Lenin’e, Atatürk’e yönelik anmalarda ve çalışmalarda görülen, Ulaş Bardakçı’nın tabiriyle “evliyalaştırma” eğiliminin, Bardakçı’nın da aralarında bulunduğu ölümsüz 68 Kuşağı’na yönelimlerde de görülür oluşu, hatta bizim bile tam da şuanda  “ölümsüz” nitelemesiyle vaziyete katkıda bulunmamız düşündürücü.

Bu yıl, tüm dünyayı kelimenin tam anlamıyla sarsan 68 Kuşağı, 50. yıldönümünde Azizm Sanat Örgütü’nün de içinde bulunduğu hatırı sayılır bir toplam tarafından tercihen Mayıs ayında anılan, kimi noktalarda güncelliğini ve gençliğini hala korumayı başarmış bir atılımın üst başlığıdır. Türkiye anmalarında aylardan Mayısın seçilmesinin iki temel gerekçesi var. İlki uluslararası boyutta 68’in en sert yaşandığı, en radikal eylemlerin söz konusu tarihi yeni bir devrimin eşiğine getirdiği Fransa 68’i. İkincisi ise ülkemizde 68 Kuşağı’na dair simgesel açıdan en kuvvetli önderi, imajı, devrimcisi Deniz Gezmiş ve yoldaşları Hüseyin İnan ile Yusuf Arslan’ın 12 Mart faşizmi tarafından 6 Mayıs tarihinde idam edilmeleri. İki temel gerekçenin günümüzde yol açtığı eğilimler üzerinden ilerlemeye çalışırsak ilkinin yarattığı zafer yanılsamasını ikincisinin ise romantizme öykünmesini rahatlıkla görebiliriz. Hâlbuki Fransa 68’i en basit özetlemeyle zafere ramak kalmışken mutlak bir yenilginin anı ya da romantik sözcükler kullanmak gerekirse devrim ateşinin tam da yerküreyi saracakken en nihayetinde sönümlenmesine tekabül etmektedir. Öyle ki kimi eleştirmenlere göre 1848 Paris ayaklanmalarıyla açılan burjuva karşıtı devrimler çağı 1968 Paris’inde sona ererken aynı zamanda modernizm de aynı tarihte zirve noktasını görerek post modernizme doğru gerçekleşen başkalaşıma yenik düşmüştür. Paris 68’inin, 68 Kuşağı’nı belki de en fazla tetikleyen CheFidel Küba’sı ve Ho Çi Minh Vietnam’ı deneyimlerinin devrimci başarıları düşünüldüğünde bırakın devrimi, sıklıkla es geçilen Amerika Birleşik Devletleri 68’inin reformlar açısından başarıları yanında asgari bir reformistliğinin bile olmadığını kabul etmek günümüzde her devrimcinin görevi olmalıdır. Farklı ancak benzer şekilde Denizler olarak kısaltılan ve içinde Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya ve daha nice devrimciyi barındıran Türkiye 68’inin ideolojilerinden kopartılarak romantikleştirilmesi, devrimcilerin anılarına saygısızlık olmasının ötesinde politik düşünce açısından da tehlikelidir. Basite indirgenmiş ve zaman zaman fiziksel özelliklerin bile övgü amaçlı konuşulur hale geldiği ülkemiz 68’i ve önderlerini, kapitalizme göbekten bağlı siyasilerin ve onların takipçilerinin anabilmeleri utanç vericidir. Bu noktada devrimci olmayanların devrimcileri anmaması gerektiği gibi olgunluktan uzak sekter bir tutum takındığımız düşünülmeli. Aksine sisteme ve getirilerine topyekûn karşı olan ve bu uğurda katledilen gençlerin ideolojilerinin dürüstçe sahiplenilmesi, halk çoğunluğunun onları ve en önemlisi ne uğruna öldüklerini daha doğru tanınmalarını ve algılanmalarını sağlayacaktır. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin anti emperyalist ve tam bağımsızlık yanlısı 68 Kuşağı, asgari bir vatan savaşından öte vatan savaşının kapitalizm ve tüketim odaklı refah toplumuna karşı koyulmadan verilemeyeceğinin bilincinde olan, bir nevi sözcüğün askeri anlamında avangart bir kuvvettiler. Üzerinden yarım asır geçmişken romantik gözyaşları dökmenin yitirdiğimiz öncü kuvvetin mücadelesine hem terbiyesizlik hem de mücadelenin açtığı hatta aylaklık etmek olduğunun farkına varmak ve bu yönde bir bilinçlenme sağlamak günümüzde 68’in takipçisi olduğunu iddia edenlerin öncelikli görevi olmalıdır.

Azizm Sanat E-Dergi’nin 125. sayısında dosya konumuz olan “68 ve Sanat”ı, yukarıda andığımız doğrultuda tek bir aya sıkıştırmak ve popülist bir yayın politikası izlemek yerine, yarım asrını deviren modernizmin – şimdilik – son başkaldırısını yıl boyunca anlayarak anmaya çalışacağız. Farklı ülkelerin örneklerine de yer vereceğimiz bu süreçte gerçekleştireceğimiz söyleşilerle de 68’in olumlu ve olumsuz ayrıntılarını, günümüzü ve yarınımızı aydınlatması amacıyla mercek altına alacağız. Yıl boyu sürecek olan dosyamızın başlangıcı niteliğindeki bu sayımızda ise 68’in sinematografik açılımları öne çıkıyor. Türkiye, İngiltere, İtalya ve Fransa’da 68 Kuşağı’nın sinemada içeriksel ve biçimsel olarak yarattığı devrimlere eğilen kapsamlı makalelerin yanı sıra felsefi pasajlar, edebi dizeler ve siyasi metinlerle dönemi ve bıraktığı genç tortuyu irdelerken, değerli karikatürist Mustafa Bilgin’in çizgileri dosyamızın temasına eşlik ediyor. Yıl boyunca 68 Kuşağı’na dair çalışmalarınızı beklediğimize dair çağrımızı yinelerken bu ayın aynı zamanda örgütümüzün manifestosunun kaleme alınarak kuruluşunun 11. yılı olduğunu ve sizlerin bizlere verdiği destek ile sağladığı önemin zindeliği sayesinde kazandığımız anlamla yolumuza emin adımlarla devam ettiğimizi bildirmek ve elbette sizlere teşekkür etmek istiyoruz.

Tarihin aydınlanmacı, nesnel ve dürüst anmaları adına,

Sanatla kalın dostlar.

Azizm’in Notu: Azizm Sanat E-Dergi’nin Haziran 2018 tarihli 126. sayısında, üzerinden geçen beş uzun ve yıpratıcı yıl sonunda nasıl bir tarih yazımına evrileceği henüz kestirilemeyen, Gezi Parkı başkaldırısıyla parlayan Haziran Direnişi’ne odaklanacağız. Bu bağlamda bir nevi dosya konusu olarak ele alacağımız Gezi ile bağlantılı olmak üzere, dilediğiniz konuda makale, öykü, şiir, deneme, eleştiri, karikatür, video, resim ve fotoğrafı 2 Haziran tarihine kadar azizm.sanat@gmail.com adresinden yayın kurulumuza iletebilirsiniz.

***

Görsel: Deniz’in Yakalandığı An (1997) – Bedri Baykam

Bunu paylaş: