İntihar – Nilgün Zülfü Işık

İntihar*

Zordayım ve başa çıkma yetilerimin yetersiz olduğunu düşünüyordum. Çok şükür ki böyle olduğunun farkına intihar eylemini etkileyen faktörleri araştırmaya başladığımda vardım ve intihar etmemeye karar verdim.  Zira hala hayatta olmam, başa çıkabilecek yetimin olduğunu gösteriyor. Peki, bir toplum intihar eder mi? Kendimden yola çıkacak olursam, o toplumun da kendine olan inancını yitirmiş olması gerekir. Bir umudun olmadığına, mücadele etme yollarının tıkandığına ikna olmuş olması gerekir. O halde bir toplum, mücadele etme yollarını kendi kendine tıkar mı? Bütün mücadelesini belli kişilere veya gruplara teslim eder mi? Ederse en basitinden intihar etmiş olur. Peki, mücadele yolu en iyi şekilde nasıl gerçekleşir? ”Bir gemide iki kaptan olmaz” mantığı ile bu mücadeleyi gerçekleştirdiğini düşünerek mi yoksa ‘’Hukuk kurallarının işleyebilirliği’’ kavramını ele alarak toplumsal güvenin temellerini atarak mı?

Hukuksal olarak haklarının güvence altında olmadığını düşünen toplumlar, haklarını almak için nelere başvurmalıdırlar? İç savaşlar bu yüzden mi çıkar? Artık haklarını savaşarak mı alacaklarını düşünüyorlardır? Ölmek isteyecek kadar haklarının alındığı düşüncesi nasıl ortaya çıktı? Bir arada yaşamayı hazmedemeyecek kadar ötekileştirme yapanlar, insana saygıdan bahsedebilirler mi? En basitinden kendi hayat arkadaşım dediği insana, insan olduğu için gerekli saygıyı vermek için, kendince belirlemiş olduğu ölçütleri şart koşan bir anlayış var. Örneğin kadını ıslah etmek için gerekli eylemler… Kimin ıslah edilmesi gerektiğine kim karar veriyor bir ülkede? Cezaevleri, ıslah evleri, hukuk mahkemeleri neden var? Kendisin veya dâhil olduğu grubun oluşturduğu hukuk kurallarını uygulamayan bir devlette yaşadığını düşünen birileri kendi hukuk kurallarını rahatça işletebilmeleri için savaşıyorlar mı yani? Hukuk kuralları da toplumsal sözleşmeye dayanıyorsa, böyle düşünenler toplanıp, kadını ıslah edici hukuk kuralları mı oluşturmaya çalışıyorlar?

İnsanın kendi kendini yönetememesinden kaynaklanan ve suçu başkalarına yöneltmekten kaynaklı bir durumdan mı bahsediyoruz? Yâda başkaları karşısında içselleştirmiş aşağılık karmaşasından dolayı herkesi aleyhinde görme durumu mu şiddeti körüklemekte? Bir ülkede yaşayan insanlar hangi özellikleri sebebiyle aşağılık duygusuna kapıldılar? Bu özellikleri, onların özgürce yaşamasına neden engel teşkil etmekte? Bu durumda kendi kendini yönetemeyen toplumlar nasıl oluşur sorusuna geçmeliyiz.

Hormonlaştırılmış çözümlerle, günahlarını çıkartacakları objeler bularak canlarının istediği suçu işlemekte tereddüt etmemekle birlikte bunu kendinde hak gören kişilerin çoğalması ve zamanla benzeri davranışların yaygınlık kazanıp topluma bir virüs gibi yayılmasıyla ve en sonunda dışarıdan müdahale gerektiren bir durum içerisinde oluşur diyebilir miyiz?

Kendine bazı inançlar, gelenekler, putlar oluşturarak aklının vermiş olduğu müthiş ıstıraptan kurtulma çabasının sonucunda ortada kullanılacak bir sürü malzeme var mıdır? Kendi iradesini kullanabilme sorumluluğundan kaçanlar için müthiş malzeme vardır bana göre. Örneğin cinsiyet farklılığı.

Cinsiyetin farklı olmasından kaynaklı, insani olarak bazı hakların da farklı olmasını gerektirdiğini düşünenlerin, hemcinsi olmayanlarıyla nasıl anlaşacağını çözememiş olmaları ve kendilerinin de bazı ihtiyaçlarından dolayı onlara bağlı olmaları,  bir çelişki oluşturur. Hem ona ihtiyaç duymak bazı yönlerden, hem de onun varlığını küçümsemek ve kendisiyle eşdeğer görmemek, ya da kendisini ondan daha aşağıda görmek. Hemen bu durumdan kurtulmak gerekir. Rahatlatıcı ve çıkarlara uygun davranışlar kutsanmalıdır veya gelenekleştirilmelidir. Cinsiyetlerin davranışları belirli kalıplara sokulmalıdır ki aklın ve vicdanın sorumluluğu azaltılsın. Eğer aşırı gidilirse ıslah edilmesi gereken bir nesne olmaya başlar cinsiyetler. Peki, kadınlar neden erkekleri ıslah edilecek objeler olarak görmezler? Daha en başından onların insan olarak kendileriyle eş haklara ya da daha üstün haklara sahip olduklarını düşünmelerinden dolayı mı?

Kadınlar erkeklere neden boyun eğer? Edepli olmanın koşulu neden erkeğinin dediğini yapmaktan geçer? Bir grup topluluk neden kadına ‘kendi başına bırakıldığında yoldan çıkacak zararlı bir canlı’ gözüyle bakar? Bir kadının dövülerek ıslah edilecek olması onu insan olarak saydığımızı gösterir mi gerçekten? Kutsallaştırılan emirlerdeki kelimelerin anlamları yeterince sorgulanıyor mu yoksa birilerinin anladığı mı uygulanmaya çalışılıyor? Anneler, oğulları neden kız kardeşlerine göre daha fazla şeyi yapma hakkına sahip olduklarını söyleyerek yetiştirir? Bir erkeğin çalışmadığında başkalarından haraç alarak bile saygınlığını artırdığı ortamlar sadece filmlerde mi? Yol kenarındaki bir kahvede oturup, etrafı gözlemeyi iş edinmiş bazı kişiler,  yoldan geçen, ekmeğini kazanmak, eğitimini almak için çaba gösteren bir kadını veya herhangi bir kadını itibarsızlaştırmaya çalışıp ona iftiralar atabilme hakkını kendilerinde rahatça görüyorsa bunun sonu ne olur? Kadınlar neden çarşaf giyme gereksinimi duyuyorlar? Yüzlerini, hatta gözlerini bile kapatma gereksinimi duyarak, bu gereksinmeyi karşıladıkları için özgür olduklarını mı zannediyorlar? Daha fazla özgür olmak için rahatsız edilmemek, etmemek için kadınlar toprağa mı girmeli? ‘’Özgür kadının tanınması için saçını kapatması gerektiği’’ sizce ne kadar özgürlükçü? Dünyadaki bütün kadınlar özgür olma hakkına sahip değil mi? Başka dinlerdeki kadınlar özgür olamaz mı? Bir kadının insan olup olmadığı nasıl oluyor da hala bazılarının dilinde tartışma konusu olabiliyor? Cinsel bir obje algısını hangi etkenler körüklemekte? Doğan çocuğun kız evlat olması anneyi neden suçlu konuma düşürüyor? Modern zamanlarda ben, erkek- kız ayrımı yapmam diyen aileler, erkek evlat olunca anneye verilen hediyeleri katlaştırmayı ihmal etmiyor. Modern zamanlara ayak uydurmak için o zamanın klişe laflarını kullanmak önemli. Peki, bunu davranışlarımızla ne kadar doğruluyoruz?

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergi111

Bunu paylaş: