Zafer İşaretinin Sembolize Ettikleri – Selin Süar

Zafer İşaretinin Sembolize Ettikleri* 

Semboller, daha çok duyularla ifade edilemeyen bir soyutluğu anlatmaya çalışan somut nesne ve işaretlerdir. Sembol kavramı, içerdiği anlama bağlı olan işitsel ya da görsel öğeye indirgenmiş bulunmaktadır. Sembol, böylece, beş duyu ile algılanan görünür gerçeklikten yola çıkılarak, görünmez gerçeklerin keşfini sağlar. Sembolün simgelediklerinin birliği birbiri içinde erime veya karışım tarzında değil, üst üste eklenme tarzındadır. Görünür unsur ile görünmeyen unsur bir bütün oluştururlar ve biri olmadan diğeri anlaşılamaz. Semboller geniş kullanım alanını içerir ve çeşitli gruplar halinde ayrılabilirler. Biçimsel, sayısal, dini, sanatsal, siyasi, ezoterik, bilimsel, askeri semboller gibi daha bir çok isim altında ayrılarak incelenebilirler. Sembolleri logo ve amblem ile karıştırmamak gerekir. Logo ve amblemler evrensel bilgileri değil bireysel amaçları göstermektedir.

Beden Dili Ve İşaretler

Kişilerarası olan yüz yüze iletişimde düşünceler sözlü, duygular ise sözsüz dil ile anlatılmakta, kişilerarası iletişimde konuşma dili; duyguları dile getirmede genellikle yetersiz kalmaktadır. Günlük yaşamdaki ilişkilerde sözel kodlar dışında başvurulan simgesel kodlardan sözsüz olanlar, anlamı yaratma ve  paylaşmada çoğu kez bilinçsiz olarak sürekli kullanılırlar. Öyle ki beden diliyle verilen mesajlar insanlarla anlaşmada en temel araç niteliği taşır. Kişilerarası yüz yüze iletişimde sözlü iletişimin çerçevesinin ve anlamın belirlenmesinde yüz ifadeleri, beden hareketleri ses tonlaması etkili olmaktadır. Sözsüz iletişim sözel olan içeriğin anlamlandırılmasında ve yorumlanmasında önemli ve güvenilir ipuçları verir. Aynı zamanda sözlü iletişimi destekler ve pekiştirir.

Sözsüz İletişim Kültüre Göre Biçimlenir

Beden dilinin bir durum karşısında bedenin kendi duruşunu kodlayarak sunuşu olmakta ve bu işaretler iki farklı kaynaktan gelmektedir. Bunlardan ilki beden dilinde birincil işaret sistemi adı verilen gruptur. Birincil işaret sistemi, organizmanın en temel ihtiyaçlarından kaynaklanan haz ve acı yaşantılarının ve bu yaşantılara bağlı olarak ortaya çıkan duyguların bedendeki sinyalleridir. Yapılan araştırmalarda ilk insanların beden dilini kullanımlarında benzer işaret ve davranışları gösterdikleri saptanmıştır. Beden diline ait birincil işaretleme  sistemini oluşturan bu mesajlar insanlığın evrensel dilidir. Farklı coğrafyalardaki kültür içinde yetişen bireylerin örneğin korktuğu zaman verdiği tepki ve oluşturduğu beden dili birbirinden farklı değildir. İnsanlar çoğaldıkça değişen yaşam tarzları alışkanlıkları, dinsel inançları, yaşadıkları coğrafya ve iklimlere bağlı olarak beden dillerinde de kültürel farklar ortaya çıkmıştır.

Beden dilini anlamlandırma, iletişimde bulunan kişilerin toplumsal rolleriyle ilgili olduğu kadar, kültürel çevre ile de yakından ilgilidir. Böylelikle denilebilir ki, her toplumun kendi kültürel yapısı içinde kullandığı jest ve mimikler olmaktadır. İnsanların ortak jest ve mimikleri, yaşadıkları toplumların kültürü içinde biçimlenmektedir. Bu noktada, karşımızdakine belirli komutları verebilmek için kullandığımız beden ve işaret dilleri zaman içerisinde gelişmiş ve coğrafyalara yayılmıştır. Çoğu kez siyasi simge, partiye aitlik olarak kullanılan el ve parmak işaretleri de bunlardan biridir. El ve parmaklarımız, kavrama gibi asli görevlerinden başka, tüm dünyada, işaret dilini oluşturan araçlardan biri olarak kullanılmaktadır.

V İşareti – Zafer İşareti

İçe bakan avuç ile yapıldığında İngiltere’de argo anlama gelen, ancak 2. Dünya Savaşı’nda İngilizce “victory” sözcüğünün baş harfi olan V’yi simgeleyecek şekilde kullanılan Zafer İşareti, dönemin İngiltere başbakanı Churchill tarafından yaygınlaştırılmıştır. ABD’de ve daha sonra 1960’lı yıllardan itibaren bütün dünyada barış anlamına gelmek üzere kullanılmıştır.

Daha eski tarihlerdeyse V işareti 1415 yılında Fransa ve İngiltere arasında yapılan Agincourt Savaşı’nda ortaya çıkmıştır. Hikayeye göre Fransızlar çok etkili bir silah olan İngiliz oklarını atan yaycıların esir edildiklerinde oku atmak için kullandıkları iki parmaklarını keseceklerini ilan ederler. Savaştan İngilizler galip geldiğindeyse galip okçular Fransızlara kesilmemiş parmaklarını göstereceklerdir. Tarihte V işaretine yapılan ilk gönderme ise 16.yüzyıl mizahçılarından François Rebelais’in eserlerinden görülür. 20. yüzyılın başlarında argo hareket olarak yer almıştır. Vietnam Savaşı sırasında özellikle savaş karşıtı gösterilerde V-işareti barışı sembolize edecek şekilde kullanılmıştır. Bununla beraber elin arka kısmının karşıya baktığı şekilde yapılan V işareti, İngiltere’nin dışında Avustralya, İrlanda ve Yeni Zelanda’da da hakaret anlamı taşımaktadır.

Zafer İşaretinin Yeniden Evrensel Sembol Haline Geldiği Film: V For Vendetta

Son yıllarda   beyazperdede   çizgi    roman   uyarlamalarının   altın    çağına    tanık olmaktayız, fakat sayısız film arasında pek azı nitelikli birer yapım olarak ortaya konabildi. Christopher Nolan’ın Batman’ini ve Bryan Singer’in X-Men serisini bu grupta sayabiliriz. Ancak yine de hiç birinde politik bir duruşu, eleştirel hatta yıkıcı mesajları 2006   yapımı V  for  Vendetta’da olduğu kadar görememekteyiz. 1980’lerde çizgi roman dünyasına daha önce Watchmen gibi sarsıcı eserler getiren ünlü yazar Alan Moore’un yarattığı V for Vendetta, korkunun toplumsal boyutunu ele alan ve iktidarlarca nasıl kullanılabileceğini ortaya koyan temasıyla her daim güncel kalan bir yapıttır. 80li yılların İngiltere’si aşırı muhafazakâr ve neo-liberal Margaret Thatcher yönetiminde baskıcı bir şekilde yönetilmektedir. Alan Moore’un V for Vendetta’sı “Demir Leydi” lakaplı Thatcher’a, uygulamalarına ve farklı zaman ve yerlerdeki türevlerine karşı yazılmış bir çizgi roman olmuştur. Çok uzak olmayan bir gelecekte Nükleer Savaş sonrası İngiltere’si faşist bir iktidarca yönetilmektedir. Toplumsal korkuyu pekiştirerek iktidarını güçlendiren bu yönetim işkenceler, toplama kampları gibi yöntemlerle halkı yıldırmakta ve gizli kalması gereken deneysel uygulamalarını rahatça yürütebilmektedir. Bu kampların birinde tutulan ve biyolojik deneylere maruz kalan siyasi suçlular, eşcinseller, Yahudiler, Müslümanlar ve İngiliz olmayanlar arasında sadece 5(V) numaralı hücredeki mahkûm hayatta kalabilme direncini gösterir. V, tesislerde meydana gelen büyük bir patlama sonrasında oradan yanmış bir şekilde kurtulur.  Sonrasında ise kendisine ve halka tüm bu işkenceleri yapan, özgürlükleri kısıtlayan Sutler iktidarına karşı Guy Fawkes maskesi altında saldırılar düzenleyen, anarşist ruhlu bir devrimci ve halkın korkusunu kırmayı hedefleyen bir kahraman olarak mücadelesine başlar.

1605 yılında aşırı muhafazakâr Protestan yönetim altındaki İngiltere Krallığı, başta Katolikler olmak üzere başka inançtakilere kısacası tüm “öteki”lere karşı baskıcı bir süreç yaşatmaktadır. Böyle bir süreçte kendisi gibi Katolik olan 12 kişiyle birlikte Guy Fawkes 5 Kasım’da tüm idarenin ve aristokrat sınıfın yer aldığı bir geceye ev sahipliği yapacak olan Parlamento Binası’nı havaya uçurmaya karar verir. Ekiplerinden birinin saray çevresine “Barut Olayı”nı sızdırmasıyla birlikte Guy Fawkes eylemi yapmak üzereyken mahzenlerde yakalanır ve halkın önünde inanılmaz işkenceler sonucunda idam edilir. Alan Moore iki dönem arasında benzerlikleri ele alarak yarattığı gelecekte, karakterine Fawkes’ın gülümseyen yüzünün işlendiği maskeyi giydirerek İngiliz monarşisinin, Thatcher’in ve filmdeki Sutler’ın halkta yarattıkları korkuya karşı, İngiliz İmparatorluğu’nun 1605’ten beri en çok korktuğu simgeyi kullanmaktadır.

Filmde faşist hükümetin sokağa çıkma yasakları, gizli polisi, telefonların dinlenmesi, rasgele tutuklamalar gibi uygulamaları görmekteyiz ve halk tüm bunlara sesini çıkarmadan harfi harfine uymaktadır. Bununla beraber medyayı da tümüyle kendine bağlı kılan hükümetin yalan haberlerinin gücünü V’nin  saldırılarını halka sunuş biçimlerinde açık açık görmekteyiz. V’nin tüm amacı toplumun korkusunu yıkıp özgürlük düşüncesi altında harekete geçmeleridir. Bu uğurda şiddet uygulamaktan da çekinmez. Filmin son karelerinde ise Sutler’ı ve iktidarın kilit adamlarını öldüren V’nin Parlamento Binası’nı patlattığı bölümde tüm halkın V kostümüyle orduya rağmen oraya yürüdüğünü görürüz. Artık bu noktada V okunuşu olan İngilizce “we”ye yani “BİZ”e dönüşmüş olur. Toplum birlikteliğin gerçek anlamına kavuşup korkusunu yenerken özgürlüğe uzanır ve  tüm bunları yaşatanlardan ve onların fikirlerinden intikamını almış olur. İtalyanca intikam anlamına gelen “Vendetta” bu yüzden filmin adındadır. V for Vendetta,” İntikam için BİZ” çevirimiyle V’nin filmdeki şu sözünü hatırlatır bizlere: “Halklar hükümetlerinden korkmamalı, hükümetler halklardan korkmalı!

V for Vendetta farklı çağrışımları izleyiciye sunan ve farklı okumalara olanak tanıyan etkileyici bir yapım olarak karşımıza çıkmaktadır. Her türlü baskı iktidarlarına ve yarattıkları korkuya halkın tepki koyması ve özgürlük düşüncesinin ölümsüzlüğünü kavraması filmde önemli bir art plan olmaktadır. Sonuç olarak, V’nin dediği gibi “Kişiler ölebilir ancak fikirler asla”.

Zafer İşaretinin Türkiye’deki Dönüşümü

Türkiye’de 1960’larla birlikte sol düşünce, Filistin davası için savaşmıştır. Filistin davasını yürüten çatı oluşum Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içerisinde Marksist örgütler de barındırdığından ABD yanlısı Arap ülkeleri FKÖ’ye karşıydılar. FKÖ ve diğer devrimci sosyalist Filistin örgütlerinin birleşmesi sonucu oluşan yapıdaki en büyük örgüt ise Yaser Arafat liderliğindeki El Fetih olmuştur. Türk sosyalist ve devrimcileri 1960′lı yıllardan bugüne Filistin halkının yanında olmuş, o topraklara giderek mücadele etmişlerdir. 68 Kuşağının devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş ve yoldaşları da Filistin’in özgürlüğü için mücadele edenlerdendir. Zafer işareti, Filistin davasıyla iç içe olan sol düşüncenin simgesi haline gelmiştir, hatta zaman içerisinde sol söylemler üzerinden de ilerleyen, Kemalizm ya da Ulusal Sol, zafer işaretini kullanmıştır.

1990’lara kadar kendini solda gören herkes, zafer işaretini yapmayı sürdürse de o yıllardan itibaren yükselen Kürt hareketinin, zafer işaretini benimsemesi neticesinde yaygınlığını yitirdi. 1990’ların başında örneğin Zülfü Livaneli’nin konserlerinde veya CHP, SHP mitinglerinde bile kullanılan zafer işareti günümüzde daha çok Kürt siyaseti ve bağlantılı grupların tercih ettiği bir simge halini halmıştır. Gezi Direnişi bu durumu nispeten eskiye çevirerek kendini solda konumlandıranların zafer işaretini tekrar tercih ettiği bir deneyim sunmuştur.

*https://issuu.com/azizm/docs/azizmsanatedergiagustos2014

Bunu paylaş: