Burası Sonbahar – Duygu Yılmaz

Burası Sonbahar* 

Haziran geçiyor ellerimin içinden. Zaman tutulmuyor, bekletilmiyor, öylece bakıyorum ardından. Yürüdüğüm yollarda yapraklar var, burası şimdiden sonbahar. Anlatmak istediği her şeyi susup, her günkü cümleleri kuran bir mevsim bendeki. Kuytularında dinmez fırtınalar var, mutsuzluğu arafta. Kapının köşesine yeni bir seneyle bırakılan tüm paketler, rengarenk örtüleriyle sıkı sıkıya kapalı duruyor hala. Çünkü biliniyor ki artık bu yürekte iyi veya kötü hiçbir yeni cümleye yer yok. Çünkü biliniyor ki iyi ya da kötü, kim ne söylerse, yalan söylüyor artık.

Orada, şimdi olduğum yerden binlerce kilometre ötede, doğduğum şehirde yani, yeşili hüznüme karışmış bir park vardı. Maviye bakan yerleri, yalnız kalmış herkesin kederi kadardı. Yani sevgili okur, maviyle kapı arasında kat edilemez mesafeler vardı. O gün, o parka yağmur yağdı. O bulut, benim kanatlarımla o mavinin tam üstüne taşındı.

Aylardan Haziran, burası hala ve burası şimdiden sonbahar. Hayatımdaki her şeyin zamansızlığı gibi, ben bir devri bitirip, yeni bir devri  açarken gelen bu gam da, bana nasırlı ellerimden yadigar. Yanlış Tanrı’dan, yanlış şeyi dilemekti bu defa kendime haksızlığım. Bu kadar şehir, bu kadar yalnız geceyi kaldırmaz oysa tek Tanrılı bir insan yüreği. Sahi, yüreğime yer arıyordum sıkıştırdıkça, önce Tanrı’yı kaybetmeli belki, sonra bulmalı tekrar. Bulmalı ve sıkıştıran, acıtan, sancıtan her yere ayrı dağıtmalı soruları ve cevapları. Önce kaybetmeli ama; çünkü hiçbir zaman senin olmamış bir şeyi kazanmanın tek yoludur kaybetmek…

Burası şimdiden sonbahar. Aklımda yalnızca her yolculuğun sonunda döndüğüm şehir var. Hiçbir zaman geri çevirmeyen, belki yoran; ama hiç üzmeyen. Aklımda sonsuz yağmurları, tokluğa, evlerine, eşlerine rağmen mutsuz insanları var. Karını, yağışlarını, güneşini ve rüzgârını izlediğim pencerem, beni sabırla bekleyen yegâne mihmandar.

Diyorum ya bazen bir açlığım bitmez dinlerim tüm sahte sözleri, yine de doyamam,  bir  de  ümidim  tükenmez,  elinden  tutmaya  çalıştığım  kim   varsa karşıma oturmaya çalışsa da. Sonsuz bir sabrım vardır işte, İstanbul gibi… Ailecek yaşar tüm yalnız bırakılmışlıklar üzerimde, senelerce, tutup, tutunup soramam, ne zaman başka kapıya çekip gideceksiniz, diye…

Topladım çantamı yine, uzaklara geldim sessizliğim dinsin diye. Dönme vakti geldi, kulaklarımdan yüreğime taşındı beni doğduğum şehirden, olduğum şehre getiren kırgınlık. Neyi atladım ben bu sonbaharda, bilmiyorum, sadece artık hangi deniz olursa olsun, bensiz dalgalansın istiyorum. Şimdi, tekrar, o Tanrı’yı kaybetmek (bulmak belki!) için yürüyorum…

*https://issuu.com/azizm/docs/edergitemmuz2011

Bunu paylaş: