Fikret Mualla Saygı – Ahmet Doksanoğlu

Fikret Mualla Saygı* 

Başının döndüğünü fark ettiğinde ne kadar içmiş olduğunu kestirebiliyordu az çok. Başını yukarı doğru kaldırmaya her çalıştığında kendini sanki bulutlarla arasında hiç bir espas kalmamış gibi hafif ve boşlukta hissediyordu.  Yerçekimine meydan okuyordu adeta boşluktaki bedeni. Başı döndükçe dönüyordu.

Bir daha… Bir daha…

Derin bir sessizliğin kapladığı oda, sanki yerinde durmuyordu. Gerçi dünya  onun etrafında da dönmüyordu ya. Düşünceler ve anımsayışlar ekleniyordu; her şeyi bu kısa ana sığdırmak isteyen ve artık dayanılmaz bir rahatsızlık veren belleğine. Sırası geldikçe aklında sabitleniyordu yalnızlığı, parasızlığı, açlığı, göz ardı edilmişliği, hüzünleri, gerçekleştiremedikleri, memleket hasreti ve doğup büyüdüğü o ev. Oysa bu ev ne kadar da soğuktu. Ya da şimdi ona öyle geliyordu.

Hafif silkeleniyordu mide bulantısıyla. İyi gelmişti bu titreme; dağıtıyordu bu yersiz anımsayışları. Hem neden içmişti o kadar içkiyi ki? Anlaşılan yine sarhoş olamamıştı. Gerçi biliyordu da. Ayağa zar zor kalktığında, ayakta durabilmenin verdiği güvenle kendini biraz güçlü hissediyordu… Çok sürmeden, rahatlık veremeyecek kadar eskimiş, eski kokusunun sindiği ve boya izleriyle canlı gibi görünen o koyu renkli kadife koltuğa yığılıverdi. Yine direnci kalmamıştı hayata karşı. Ne çok şey anımsıyordu bu gece. Unutmak için içmişti oysa. İçmekle unutulamayacak bir gece geçirmişti anlaşılan; değişmeyecek gerçeklerden kaçarken. Kendine daha da çok yaklaşmışken. Kendisi kalabilmişken. Benliğini istem dışı düşünce yığılmalarından aldığında, sarhoşluğunun gevşettiği göz kapaklarını zorlayarak karşısındaki boş tuvale bakarken buldu kendini…

Uzun uzun… Uzun Uzun…

Her şey yeniden başlayacaktı. Hüzünler ve umutlar o tuvalde birleşeceklerdi. Bunu görebiliyordu. Dünyanın o inkâr edilemez tekabülatlarındaki dengesini kuracaktı. Kırmızı ve turuncularla canlanan ve umutlanan figürler, sarılarla daha da uçlara çıkacak, mavilerle, grilerle gölge altında kalacaktı belki. Ama bir umut vardı; gölge altında da olsa. Umut hep olacaktı hüzün var oldukça. Hikâyesi belliydi. Kahramanları da. Ve o an gelmişti. Neydi ona bu geceyi yaşatan şey? Zorluyordu belleğini. Zorlamak ne zor şeydi. Bir bistro. Evet! Bir bistro idi.

İki kadın bir adam oturmuşlar masada, birbirinden bîhaber. Adam diğerlerinden farklı idi. Ne akıl almaz bir enerjisi, ne kadınlara karşı bir alakası, ne de bitmek bilmeyen bir içkisi vardı. Yabancı değildi bu adam. Aynaya bakarcasına titremişti. Nasıl da aynalaşmıştı. Artık resimde arıyordu teselliyi. Yeniden başlıyordu…

Değersizliğin kıyısında bir ruh:

Yıkıcı bir şeydi en değer verdiğin, sıkı sıkıya bağlandığın sanatının değer görmemesi, garipsenmesi, dışlanması. Yaşamıştı bunu Fikret Mualla. Bu yüzden kopmuştu doğup büyüdüğü İstanbul’dan. Ailesi’nden kalan miras da tetiklememiş değildi hani. Hayal kırıklığı yaşamış, umduğunu bulamamıştı.  Oysa resimleri, cesur, öznelleşmiş renkleri ve klasik dışı, kendine has desen anlayışıyla çağdaş ruhun modern bakış açısıydı. Duygularının aracı olmuştu resimlerindeki imgeler; bütünleşmişti. Gerek konuları gerek de konularının geçtiği mekânlar ve bu mekânları süsleyen figürler, geçerliliğini öylesine koruyorlardı ki sadece biçim olarak değil toplumsal yanlarıyla da hala güncel ve diridirler.

Nesnelleşmiş duyguların bir yansıması:

Barlara veya kumar oynanan o karmaşık eğlence mekânlarına olan duygusal bağlılığı, onun resimlerine derinlemesine işlemiştir. Birçok resminde bunu konu olarak ele almasıyla, bu duygusal alışverişi görünür kılmıştır. Yaşamla kurduğu bağın (yaşantısal yanının) en somut nesnesine dönüştürdüğü bu eşsiz eserler (bar ve eğlence mekânları konulu resimlere hitaben) Fikret MUALLA sanatının en açık ve öz belgesi niteliğiyle izleyicileri kendi yaşamına dair bir yolculuğa çıkarmaktadır.

Bistro” da bu resimlerden biridir. Eserin şu anda kimde olduğu net olarak bilinmemektedir. Sadece özel koleksiyonda olduğu bilinmekte, fakat resimde (baskıda) bariz çatlaklar gözlemlenmektedir.

Bistro kelimesi; taverna, küçük bar, daha geniş kapsamıyla eğlence mekânı anlamına gelmektedir. Fikret Mualla, fazla içki içen bir sanatçıdır. Gününün büyük bir bölümünü, gece hayatının en fütursuz şekliyle görüleceği, birbirinden farklı insanların bir araya geldiği bu mekânlarda geçirirdi. Fikret Mualla için hayatta kaçınılmaz iki zevk vardı; içmek ve resim yapmak.

Fikret Mualla’nın kendine has bir desen anlayışı vardır. Çizgiler resme ayrı bir heyecan katmaktadır. Resimde çizgileri kaldırdığımız zaman figürler mekânla adeta birleşmektedir. Bu nedenle çizgiler resimde, mekânla figürler arasında ayırıcı bir görev üstlenir. Bunu yaparken de resme bir lirizm katar. Resimde her biçim kesindir ama ayrıntı yoktur. Figürler birbirine değmez; arada boşluk  vardır.

Sanatçı bu resminde mavi, kırmızı-turuncu ve grilerden oluşan bir armoni kullanmıştır. Kontrastlıklara dikkat edilmiştir. Fakat bu kontrast etki, sanatçının diğer resimlerindeki kadar sert değildir. Renklerin şiddeti, ara tonlarla azaltılmış ve yerinde kullanılan ara renkler, armonideki uyumun sağlayıcısı olmuştur.

Renkler, psikolojik olarak kullanılmıştır. Resmin arka planını oluşturan kirli  sarı, arka planda bir ışık yaratmanın yanı sıra, kederin ve üzüntünün somut bir lekesi olarak durmaktadır. Bu etki, teknik olarak ön ve arka plandaki renklerin etkisini daha da arttırmakta, içeriksel olarak ise, resmin psikolojisini desteklemektedir.

Ortadaki figürün üzerindeki kırmızı renkler, hareketlendirici bir etkisi olmasından dolayı şehevi etkiler uyandırmaktadır. Aynı zamanda figürün üzerinde çalkantılı ve huzursuzluk gibi bir hava oluşturmaktadır. Figür, duruş itibarıyla böyle bir hava vermese de taşıdığı kıyafetin rengiyle rol ve gerçek kavramlarının simgesel anlatımı(irdelemesi) gibidir adeta. En öndeki mavili figürde gerek duruşlarıyla, gerek renkleriyle ortadaki figürün aksine bir dinginlik, düşünceli bir duruş ve içe yöneliş hissedilmektedir. Diğer kadın figürünün aksine bir kabullenmişlik söz konusudur. Artık rol yapmıyor, gerçekleri oynuyordur.

Fikret Mualla Fovist bir renk anlayışını kullanmıştır. Her renk koyusundan açığına, içinde farklı renkler barındırır. Öndeki figürde bunu görmekteyiz. Fikret Mualla, çizgiler ve renkler arasında kendine özgü bir ilişki kurar. Renkler istediği koyuluğa çizgilerle ulaşır. Resimde sıcak renkler sadece arkada ve ortadaki figürde kullanılmıştır. Bu durum ortadaki figürün etkisini arttırdığı gibi soldaki mavili figüre de dikkati çekmektedir. Resmin sağ ve sol üstündeki mavi renk ise iyi bir denge oluşturmakla birlikte, renklerde hiç bir bayağılığa ve abartıya gidilmemiştir.

Resim kapalı bir mekândır. Bu nedenle yapay ışık kullanılmıştır. Net olarak bir ışık kaynağı vardır diyemeyiz. Burada ışık sembolik olarak kullanılmıştır. Ve ışığın etkisi ortadaki figürde yoğunluktadır.

Resimde açık kompozisyon kullanılmıştır. Bardaklar ve şişeler hariç tüm  figürler ve mekâna ait öğeler, dışarı taşmıştır. Yorumlanmış bir perspektif  vardır. Resimde en önde mavili figür, orta planda kadın ve adam, en arkada ise küçük bir masa ile üç kademeli bir derinlik oluşturulmuştur. Bu kademe, ton olarak da açık-orta-koyu şeklindedir.

Sanatçının kendine özgün bir mekân anlayışı vardır. Özellikle bar resimlerinde bize mekânı hissettiren nesneler figürlerle ilişkilendirilmiştir. Mekânda bar havasını hissettiren nesneler, genel itibariyle zengin bir mekân anlayışı yoktur. Sanatçı, figürlerle mekânı bütünsel olarak ele almıştır. Bu Fikret MUALLA’nın üslupsal özelliğidir. Figürler içtikleri mekânla adeta birleşirler.

En başta, o dönem batı sanatının içinde bulunduğu spekülasyonlardan uzak, kendine özgü ve yaratıcı bir tavır sergilemektedir. Kendine özgü bir renk ve desen anlayışı vardır. Renkler ve çizgiler arasında başarılı bir ilişki kurabilmiştir. Çizgilerinde olsun renklerinde olsun kendini yansıtabilmeyi başarmıştır.

Sanatçının mekânla figürleri ayırmakta titrek çizgiler kullanması da resimlerinin ayrı bir desensel özelliğidir. Üstte de bahsettiğim gibi  bistrolar,  Fikret Mualla’nın sık sık gittiği mekânlar olup burada sevmediği fakat ayrı da duramadığı kalabalıktan kendine bir yer seçer; önce bir kadeh içer, sonrada düşünmeye başlar inceden. Fikret Mualla sosyal bilinçli bir kişiliktir her ne kadar sosyal hayatın içinde bütünüyle bulunamasa da. Bu yönüyle resim, toplumsal bir içerik taşımaktadır.

1944’te Fransa’da toplumsal gerçeklik kavramı ortaya çıkmaya başlar. Resimde aynı masada oturmalarına karşın birbirinden bağımsız  figürler  bulunmaktadır. Bu görüntü, görünen gerçek mi? Yoksa aklın ruhun duygusal yanının yansımasını oluşturmasıyla bağlantılı mı? Buradaki figürler gerçekten de mutsuz ve bîhaber mi duruyorlardı?

Bar konulu resimlerin geneline baktığımızda ‘mutsuzluk’ ve ‘bihaber’ kavramlarının resimdeki figürlerde nesnelleştiğini görmekteyiz. Bu durumda sanatçının kendi duygularının bir izdüşümünü oluşturduğu gerçeğine bizi götürüyor. Yine aynı şekilde bu tip kompozisyonlarda, ortam gereği gereken hareketlilik yoktur. Aksine bir durağanlık vardır. Bu, sanatçının ruh hali midir acaba? Figürlerde bir dalgınlık ve içe yöneliş vardır. Toplumsal bir yabancılaşma söz konusudur. Toplumsal bir kopukluk…

Resim, bu dünyanın “üretim dünya”sı olmaktan çok tüketim ve eğlence dünyası olduğunu hatırlatıyor. Ama bu resimde eğlence ya da tüketime ithafen 20. yy’ın başında ThorsteinVeblen’in bahsettiği gibi, eğlencenin ekonomiyle birlikte bazı sınıfların sosyal hiyerarşide kazandıkları önem ve sosyal grupların tüketimdeki kültürel anlamlarının rolleri göz ardı edilmemelidir.

Eğlence sınıflarının rollerinin kurumsallaştırılması, aslında Fikret Mualla’nın da Paris’teki yaşamında gördüğü ve bize gösterdiği hayatın ta kendisidir. Ama o sanki bunu yaparken, toplumsal gerçekliğe yeni bir şey ekliyor. İnsanlar bu hızlı tüketim sürecinde kendilerine olan inançlarını, yaşama olan saygılarını, güçlükler karşısındaki tavırlarını, birbirlerine olan ihtiyaçlarını ve inançlarını da tüketiyorlardı. Mutsuzlaşıyorlardı. Yalnızlaşıyorlardı.

Fikret Mualla Paris’e gittiği 1939’dan sonra ölümü olan 1967 yılına kadar Türk kültürü ve eğitiminden uzak bir batı sanatının içinde resim yapmıştır. Bu  nedenle bazı Türk sanatçıları tarafından batı kültürünü yaşayan ve resmeden, batılı bir sanatçı olarak nitelendirilir. Fakat sadece Paris’i anlatan resimler yapmamıştır. 1939 yılına kadar Haliç, mezarlıklar, cami avluları, Ayasofya, Eyüp, yeni harfleri öğrenen kadınlar gibi konuları ele almış, hatta 1939’da Abidin Dino’nun yaptığı Türk kahvesinde İstanbul’un çeşitli yerleriyle ilgili bu resimleri sergilemiştir. Bu dönemden sonra gittiği Paris’te, Paris görüntüleri, Notredame Kilisesi, çalgıcılar, kahveler, barlar gibi mekânları ve figürleri resimlerine konu edinmiştir.

Fikret Mualla her ne kadar hayatının önemli bir bölümünü Avrupa’da geçirmiş olsa da, oradaki sanat spekülasyonlarından ve çağdaş sanat  akımlarının etkisinden uzak, kendine has resimler yapmıştır. Resimlerinde  bunu görmekteyiz.

Tıpkı Toulouse Lautrec gibi iyi bir gözlemcidir. Barlardaki birbirine yabancı insanları, kumar masalarında kaybedenleri ve toplumdan bağını koparmış fütursuzca eğlenen o insanları resmederek bunu dile getirir. Sanatı veya sanata dair düşüncelerini dile getirmekten çok resmetmiştir. Ayık kafayla ya da değil.

Fikret Mualla sıkıntılar ve parasızlıklar içinde resim yapmıştır. Resim yapmak ve içki içmek onun en büyük tutkusudur. Yaşam boyunca hak ettiği değeri ve önemi görememiştir. Kendini ifade etmekten kaçınmış, içine  kapanmış, küstükçe küsmüştür. Bu nedenle yaptığı resimler ya bir bardak içkiye, ya da bir tabak yemeğe alıcı bulmuştur. “Acaba resimlerini kendini yenilemek için mi yoksa yaşamını kolaylaştırmak için mi yaptı?” diye sorabiliriz. Elbette ki aldığı siparişleri yerine getirerek, para kazanarak resim yapıyordu ama önce kendi için resmetmeyi, bir parkta yürürken gördüğü anne ve balonlu çocuğu mutluluğa özlemle resmetmeyi veya biraz sonra yiyeceği meyve ve sebzeleri de ölümsüzleştirmeyi unutmadı. Kendini yenilemek konusunda da zayıf kaldığı bir gerçektir. Belki de o resimlerinde tekniğini değil, gerçeğin ve değişimin ta kendisi olan hayat biçimlerinin öznelleştiği konularını ve bu konuların içindeki insanları yineledi. Farklı zaman ve mekânlarda buldu onları. Resimleri,  hayatının nedenli olduğunu ispatlayan belge olarak kaldı geriye.

Fikret Mualla’nın her ne kadar hiç bir akımın etkisinde kalmadığı söylense de konu bakımından Toulouse Lautrec’in etkileri görünen ekspresyonist resimler üretmiştir. Sanat tarihi açısından önemli bir sanatçı olarak kaynaklarda adından çok kısa bahsedilmekte olan Fikret Mualla’yı, Türk sanatında bir yere koymak gerekirse, soyut-figüratif üslupta resimler yapmıştır diyebiliriz.

Ölmek, onun için çok da farklı bir şey değildi. Yaşarken de yalnızdı. Artık resmedemeyecekti. Sanatçının ölümü de yaşamı gibi oldu. Öldüğü, son olarak yattığı bir klinikte, yokluğunu tek hisseden oda arkadaşlarının hemşireye haber vermesiyle anlaşılabildi. Görülen o ki ölümünün de herkesten habersiz olmasını istemişti. Başardı da. Ama hiçbir zaman sahipsiz olmadı.

Fikret Mualla, gerek Türk sanatında gerek batı sanatında kendine has üslubu ve yorumuyla geç de olsa kendini kabul ettirmiş ve hak ettiği ilgiyi görmüştür. Günümüzde birçok koleksiyonda resimleri olan Fikret Mualla’yı anmak, resimlerini yaşatmak, genç sanatçılara Fikret Mualla’yı tanıtmak adına sergiler açılmaktadır.

KAYNAKÇA

  • BERK, Nurullah :        Resim Bilgisi (Varlık Yayınları), İstanbul, 1967.
  • BERKEL, Sabri :        Fikret Mualla (M.S.G.S.), İstanbul,
  • DİNO, Abidin :        Gören Göz İçin Fikret Mualla, (Cem yayınevi), İstanbul,
  • EDGÜ, Ferit : Albastı Defterleri, Fikret Mualla (YKY), İstanbul,
  • EDGÜ, Ferit : Fikret Mualla, Dostlara Mektuplar (YKY), İstanbul,
  • ELİBAL, Gültekin :        “Parisli Türk Ressamları – Fikret Mualla”,

Kim Dergisi, İstanbul, 1966.

  • EYÜBOĞLU, Bedri Rahmi :        Delifişek (Bilgi Yayınevi),

İstanbul, 1975.

  • KOLOĞLU, Orhan : Fikret Mualla: Bir Garip Kişi (Boyut Yayın Grubu), İstanbul,
  • TOPUZ, Hıfzı :        “Yarının Toulouse – Lautrec’i Fikret Mualla” (Röportaj) Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul, 01.1967.
  • TOPUZ, Hıfzı :         Fikret Mualla (Everes Yayınları), İstanbul,
  • TOROS, Taha :         Fikret Mualla (Akbank Kültür Yayınları), İstanbul,
  • ÜRGÜB, Fikret :         “Kaybettiğimiz Bir Değer: Fikret Mualla”,

Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul, 29.08.1967.

 

*https://issuu.com/azizm/docs/edergimayis2009

Bunu paylaş:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.