Ekolojik Yıkım – Melih Öncel

Ekolojik Yıkım* 

Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.”

TOLSTOY

Paskalya Adası, Şili açıklarında yer alan bir Polinezya adasıdır. Küçük sıradan bir ada olmasına rağmen 1960’lı yıllardan sonra ulaşımdaki gelişmelerle birlikte önemli bir turizm noktası olmuştur. Tarih boyunca üzerinde yaşayan halk tarafından yapılmış olan büyük heykellerle insanların ilgisini çekmektedir. Yine de tarihi ve turistik güzelliklerinin dışında insanlığa katabileceği daha da önemli bir özelliği vardır. Anlamamız ve değerlendirmemiz gereken: adanın ekolojik yıkımı!

Doğanın dengesini bozmaya başlayan insanoğlu, bu durumun geri dönüşü olacağını hiçbir zaman düşünmemişti sanıyorum. Bu durum büyük ölçüde hala da böyle devam ediyor. Sınırsız bir şekilde üretim ve tüketim, tahribat, plansız bir kaynak kullanımı… Paskalya Adası, bu gidişin sonucunu bizlere gösterebilecek bir örnek aslında. Ada nüfusu heykel yapımının dışında tarımla  da uğraşmıştır. Ürettiği ürünleri ticarette kullanıp geçimlerini sürdürmüşler. Bunun için adada oldukça çok bulunan palmiye ağaçlarından sallar yapmışlar ve dış dünyaya açılmışlar. Bereketli topraklarından sağladıkları bu gelir kaynağıyla beraber adadaki yaşam daha da canlamış ve ada nüfusu giderek artmaya başlamıştır. Kalabalıklaşan toplum daha çok kazanç isteğiyle beraber, ada üstünde ağaçlık alanlar kesip yeni tarım alanları açmaya başlamış. Daha çok üretim, daha çok ticaret ve daha çok para için… Umursamazlık, en sonunda tüm ağaçları tüketmiş. Son ağaç kesilene kadar durmadan büyümeye çalışan düşünce doğayı yok ederek çöken ekolojiyle beraber yıkılmaya mahkûm kalmış. Bitkiler, hayvanlar ve sonunda da insanla adadan silinip gitmişler.

Adanın son zamanlarnda ki kargaşa, panik ve son topraklar için çatışmalar dünyanın gitmekte olduğu son gibi adeta. Ağaçların geri gelmeyeceğini ve dengelerin çoktan bozulduğunu fark ettiklerinde eminim umursamadan baltayı sallamamışlardır; fakat yaşam alanlarını iyi yönetemedikleri kesin. Doğayı anlamadıkları, ekolojik sistemi görmezden geldikleri çok açıktır. Peki ya bizler? Bu olay 1600’lü yıllarda yaşanmış. Peki yirmibirinci yüzyılın modern insanı doğayı anlıyor ya da yaşamını ekolojik bir sisteme adapte edebiliyor mu? Yönettiğimizi sandığımız dünyada yaşamımızı ne kadar iyi kurabiliyoruz? Teknolojimiz, bilimimiz ve sistemlerimizle sürdürülebilir bir gelişim içinde miyiz? Mühendislerimiz, mimarlarımız ya da ekonomistlerimiz ne kadar başarılı? Kendimizi gelişmiş canlılar olarak nitelendirsek de; teknolojimize ne kadar güvensek de gerçek ve acı olan şey bugüne kadar hiç de başarılı olamayışımızdır. Elektrik üretimi, ısıtma sistemleri ya da arabalar fosil yakıtla çalışan, çevreye zarar veren ve geri dönüşümü olmayan bir teknolojidir. Bunu başarı  olarak   değerlendirmek   ağaçların  asla  bitmeyeceğini  düşünmekle eş değerdedir. Hep beraber içinde bulunduğumuz bu yolun hatalarını görmemek ve bunu doğru sanmak yaptığımız en büyük yanlıştır.

Bunu görmeden ve düşünmeden aynı anlayışta insanlar yetiştirmeye devam ediyoruz. Yanlış kurulmuş bir sistemi tüketmeye devam ediyoruz. Her yıl  yetişen ve meslek sahibi olan binlerce insanla geleceğe bir katkımız olması için yola çıkıyoruz. Ama daha günlük hayatlarımızla gelecek kuşakların yaşamını neredeyse geri dönüşü olmayacak bir şekilde etkiliyoruz. Paskalya Adası’nda yaşayan insanlar en son ağacı keserken ne düşünüyorlardı acaba? Peki, biz ne düşünüyoruz son ağaca doğru giden bu yol hakkında? Birşeyleri değiştirmenin zamanı gelmedi mi? Düşüncelerimizle, günlük hayatımızla, mesleğimizle… Bunun için sanırım bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Kaçımız bir makineye ya da son teknoloji ürünü bir araca bakarken bunun çalışma prensipleri yüzünden aslında başarısız ve yapmamız gerekenin çok uzağında bir ürün olduğunu düşündük bugüne kadar? Sadece ekonomik büyüme peşinde olan ekonomistler tüm dünya nüfusu Amerikan hamburgeri istemeye başlayınca onları nasıl doyuracağını düşünmüş müdür? Kurduğumuz sistemde bir şeyi üretirken, taşırken, depolarken, imha ederken ve tüketirken sürekli doğayı yok ediyoruz. İhtiyacımız olan şeyin o olduğunu unutarak. Kendi geleceğimizi baltalıyoruz… Son ağaç kalana kadar…

*https://issuu.com/azizm/docs/edergieylul09

Bunu paylaş: