Yunanistan Komünist Partisi: Haydi İşgale! – Selin Süar

Yunanistan Komünist Partisi: Haydi İşgale!*

Geçmişine dönüp bakıldığında krallıkla, askeri darbelerle, Antik Yunan’dan yadigar demokrasiyle yönetilen Yunanistan’ın I.Dünya Savaşı sonrası Eleftherios Venizelos önderliğindeki ‘Büyük Düşünce’si felaketle sonuçlanınca ülke içi karışıklıklar had safhaya ulaştı. Peşi sıra gelen iç çalkantılara, II. Dünya Savaşı’nda İtalyan işgali de eklendi ve iç savaş, ülkenin belini iyice büktü. Kıbrıs sorunu, askeri darbeler derken binlerce ölü veren ülkenin şansı, Avrupa’nın, bir ‘şımarık çocuğu’ olduğunu hatırlamasıyla yeniden parladı.

1970’te Karamanlis’in, ülkesine geri dönüşü ve cuntaya karşı başa gelişi ile Avrupa Birliği müzakereleri başladı. Ülkenin ekonomisinin iyi olmamasına karşın bilimsel ve ideolojik temellerini Yunanistan’ın sırtına yaslayan veya başka deyişle demokrasinin beşiği olarak görülen ülkenin, kendi düşünsel yapısının temelinde olduğunu bilen Avrupa, 1980 yılında Yunanistan’ı kabul etti. İlk etapta mutluluk sarhoşu olan halk, işletmelerin birer birer kapatıldığını, yerli malı yerine yabancı ürünlerin satılmasının dikte edildiğini ve böylece esnafın iflas bayrağını çektiğini görünce kitle kitle isyanlar başladı. Eski köye yeni âdet getiren Avrupa Birliği, her gün yeni düzenlemeler ve isteklerle Yunanistan’ın kapısını çalmaya başladı. Din kurumu bile, ayrıcalıkları elinden gidecek diye Avrupa Birliği’ne karşı durmuştu.

Denileni uygulamaya çalışan ülke için Avrupa Birliği kesenin ağzını açmaya başladı ve kısa süre içerisinde projelerle, tarıma destekle, turizmde düzenlemelerle Yunanistan, tozdan kirden arınıp Avrupai görünümüyle ortaya çıktı. Ancak Euro para birimine geçilmesiyle beraber dış borçlar arttı, geliri az olanlar iyice sıkıntıya düştü. Borçlarını ödeyemez haline gelen ülkede durum gün geçtikçe kötüye gitti ve tanık olduğumuz durum bu şekilde patlak verdi.

Avrupa Birliği’nin yaptırımları nedeniyle maaş kesintisine giden, emekli maaşlarını asgariye çeken, çalışanları kitlesel olarak işten çıkarmak zorunda kalan; aynı Türkiye’deki gibi bireyi köleleştiren, ülkeyi ise satılık bir geleceğe götüren bir yapıya teslim ettiği için aylardır isyan halinde olan, grevleri devam eden ve anarşinin kol gezidiği bir Akdeniz ülkesi; Yunanistan bitmek bilmeyen bir mücadeleyle ekranlara taşınıyor son günlerde. Tüm bu kaosun içinde her türden meslek çalışanları, genci yaşlısı, öğrencisi öğretmeni; meydanlarda kitleler halinde toplanıyor ve haklarını savunmaya çalışıyorlar. Kesintilerin acısının kendilerinden değil, zamanında har vurup harman savuran sorumlulardan çıkarılmasını isteyen tüm bu birliğin arka planındaysa aslında Türkiye henüz kurulmadan önce tanıdığımız bir güç bulunuyor: KOMMUNİSTİKO KOMMA ELLADAS, Yunan Komünist Partisi…

Kısaca KKE olarak bilinen Yunan Komünist Partisi, Türkler ve Yunanlılar arasında yaşanan mücadelede de rol oynamış ve Yunanistan’ın, İngiltere ve Fransa’ya aldanmayıp Anadolu’ya asker çıkarmaması gerekliliğini vurgulamıştır. Onlara göre, Venizelos önderliğindeki hükümetin Küçük Asya topraklarına asker çıkarması, sömürge pazarına hâkim olmak isteyen emperyalist güçlerin yayılma çabasının önemli bir planıdır. Savaşa karşı duran KKE’ye bağlı kişiler, sırf bu nedenle zorla Anadolu cephesine gönderilmiş, burada askerler tarafından vatan haini olarak suçlanmış, gitmeyenler de hükümet tarafından cezalandırılmıştır.

Komünizm ve KKE

Sınıfsız bir toplum yaratma amacında olan Komünizm, 20. yüzyılın başından beri dünya halklarını yönlendiren büyük güçlerden biri durumundadır. Kısaca Komünizm; eşitlik ve emeğe saygıyı ifade eder. Mülk, devlete ait olmadığından ve kazanılandan devletin pay alması söz konusu olmadığından herkes yeteneğine göre çalışmakta, ama herkes ihtiyacına göre kazanmaktadır. Sosyalizmde SSCB’deki gibi belirli sosyal haklardan; eğitim, sağlık, ulaşım gibi haklardan parasız yararlanılır. Bu nedenle bireylere çok çok az para gerekir. Oysa Komünizmde paranın olmayacağı bir hayatın düşünüldüğü dünya sistemi görüşü ön plandadır.

Paris Komünü (La Commune de Paris) Paris’te kısa süreliğine bile olsa iktidarda olan ilk sosyalist hükümet ünvanını taşır. Paris Komünü devamında daha birçok topluluk komün halinde ortaya çıkacaktır, ancak 16. ve 17. yüzyılda düşünce akımlarıyla temelleri atılan Komünizmin kitleselleşmesi 19. yüzyılda vücut bulur. Ekonomik şekillenmeler ve dünyadaki yeni oluşumlar sonunda özgürlük, refah, eşitlik kavramları, sömürge halkları arasında söylenmeye başlamış, imparatorlukların hâkimiyetinden ve eziciliğinden bunalan halklar birer birer baş kaldırmıştır.

1917 yılında Rusya’da Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle gerçekleşen Ekim Devrimi, 3. Enternasyonal kapsamında, dünyanın çeşitli yerlerinde komünist partilern kurulmasını teşvik eder. Yunan Komünist Partisi, 4 Kasım 1918’de Avram Benoraya tarafından Selanik’te kurulan Yunanistan Sosyalist Emek Partisi (SEKE- Sosyalistiko Ergatiko Komma Elladas / Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα Ελλάδας) ismiyle ile hayata başlar. 20. yüzyılın başında giderek artan devrimci eylemler, savaştan, ezilmekten ve fakirlikten bıkan emekçilerin, SEKE’ye katılmasına neden olur. Yunanistan Sosyalist Emek Partisi, 3. Enternasyonal ile irtibata geçer ve ismine ‘K’ harfini, yani Komünist’i de ekler. Marksist-Leninist çizgide ilerleyen SEKE-K, 1924 yılının Kasım ayında adını tekrar değiştirmiş ve bugünkü adını almıştır.

1936 – 1941 yıllarında ülkeyi diktatörlükle yöneten ve 1936 Mayıs’ında anti-komünist bir rejimin kurulması amacıyla sıkıyönetim ilan eden İoannis Metaksas döneminde, parlamento dağıtılarak bütün siyasal partiler kapatılmış ve Yunan Komünist Partisi’ni yasadışı ilan edilerek, sol görüşlü olan herkes tutuklama ve sürgün günleri yaşamıştır. Nazi işgali sırasında direnişçi Ulusal Halk Kurtuluş Ordusu’nun (ELAS) gerilla saldırıları yoğunlaştıkça Metaksas yönetimindeki Yunan Hükümeti tutuklu olan parti üyelerini öldürmeye başlamıştır. Bir Nazi askerine bedel tutuklu bir solcu… Bu yıllarda hükümet, belini doğrultmaktansa partiyi ortadan kaldırma yolunda oldukça çaba harcamıştır. Tutuklama, sürgün ve idamların yanında sahte yayınlar basarak yeraltında örgütlenen partiye darbe indirmiştir. Stalin önderliğindeki SSCB ve Nazi Almanya’sı arasında yürürlükte olan ve 23 Ağustos 1939’da Moskova’da imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı* nedeniyle Almanya ve İtalya’yla iyi geçinme kararı alan Rusya, bu dönemde KKE’yi mücadelesinde yalnız bırakacaktır. Tüm bunlara rağmen kazançları ve kayıplarıyla parti, yeniden silkinecek ve kendine gelmeye çalışacaktır.

  1. Dünya Savaşı’nda Arnavutluk üzerinden gelen İtalyan kuvvetlerini hezeyana upratan Yunanistan’da zafer kazanıldığında Amerika ve İngiltere’nin himayesinde yeniden kurulmak istenen monarşik rejime KKE, derhal karşı çıkmıştır. Gerilla ve çete savaşlarıyla geri püskürtülen faşizm ülkede kol gezerken monarşi yalnızca izlemekle yetinmiş ve savaş, halkın canını dişine takıp kendi mücadelesiyle kazandığı bir savaş olmuştur. Ancak, ülkede kafası karışık ve yorgun düşen halk tarafından istenmemesine rağmen monarşinin yeniden iktidara gelişi, değişmeyen versiyonlarıyla günümüzde de tanık olduğumuz üzere, Batılı Müttefiklerce istenmiştir. Gittikçe güçlenen komünizm ‘tehlikesine’ karşı önlem olarak düşünülen monarşinin getirilmek istenmesi, hiç de ilginç olmayan biçimde 1944 – 1948 yılları arasında patlak veren ve temelde sağ-sol görüş çatışması nedenli olan Yunan İç Savaşını beraberinde getirir. Savaş sonunda özellikle İngiltere destekli kralcılar, KKE’den üstün gelip iktidara geçmiştir. Bu dönemde partide yer alan büyük isimler de dahil olmak üzere ( parti lideri Belogiannis gibi) binlerce KKE’li öldürülmüştür.

1974’te ülkenin demokrasi yönetimine geçmesiyle parti, yasallaşmıştır. Aynı yıl yapılan seçimlerde KKE, KKE-İç ve 1950`li yılların başında yine komünistler liderliğinde kurulan EDA (Yunanistan Demokratik Solu), Birleşik Sol adı altında seçime katılmıştır.

Yunan Komünist Partisi Bugün Neler Yapıyor?

Bugün KKE seçimlere katılmakta ve Yunan Parlamentosu’nda ve Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilmektedir. Kurulduğu günden bugüne dek, yönlendirici ve örgütleyici bir parti olarak ‘diğerlerinin’ çekindiği bir ezici güç konumunda bulunmasının yanısıra bugün Yunan Komünist Partisi, çarpıcı bir biçimde Avrupa’daki sol eğilim ve komünist görüş açısından en önde gelen devrimci oluşumdur. Sınıf mücadelesi açısından bakıldığında yol ayrımında olan Yunanistan’da, Avrupa Birliği’nin dayatmalarıyla halkın gelirleri hiç olmadığı kadar aşağı çekildi, sosyal haklar birden ortadan kaldırıldı ve binlerce çalışan işten çıkartıldı. Kamusal ve özel alanda kitleler halinde eleman çıkarılan Yunanistan’da, özelleştirmelerin ve kamusal alanların satışa çıkarıldığı, ülkelerin dış haber gündemlerine bomba gibi düştü.

Avrupa Birliği’nin dayattığı siyasal tutum her üye ülkeye uygulandığından Fransa’da, İtalya’da ve İspanya’da ayaklanmalar ardı ardına yaşandı. Halkların emek gücünün sömürülmesine, onların gün be gün yoksullaşmasına ve emeğin ucuza getirilmesine neden oldu. Kamu borcu maskeleri altında sunulan borçlandırmalar, asıl olarak Avrupa’da tekel haline gelmiş olan kuruluşların, dünya pazarındaki diğer tekellerle aşık atma yarışından başka bir şey değildir.

‘İnsan’a, insanca çalıştırılmaya ve emeğe değer veren, dinlenme saatleri olan, eğlencesine ve sanatına yer bulabilen; zam yapıldığında bir öğrencinin bile öğretmenini savunacak kadar bilinçli olup okul kapattırabilecek kapasitede insan ve akıl gücü olan ülkede Yunan halkı içgüdüsel olarak örgütlenmeye ve karşı çıkmaya başladı.

İkinci Dünya Savaşı’nda faşistlere dur dedikleri gibi bugün de işgalci Avrupa Birliği sözcüleri için Akropolis’te dur diyen ve pankartlarıyla Avrupa halklarının ayaklanması için çağrılar yapan KKE, PAME ile (Tüm İşçilerin Mücadele Cephesi) halktan binlerce kişinin de bulunduğu grevlerde yer almışlar, kamu binalarını ve şirketleri kapatmışlar, eylemleri ve mitingleri organze etmişlerdir. Bu iki oluşum aynı zamanda öğrencileri, küçük işletmeleri, esnafı, hatta köylüleri bile içinde barındırarak toplumsal birliğin oluşmasına önayak olmuşlardır.

Yunanistan Komünist Partisi’nin Yunanistan’da gösterdiği çaba, basit bir halk ayaklanmasını örgütlemek değil, dünya basınının kötü anlamda ‘direnişçi’, ‘ayaklanmacı’ gibi sıfatlar altında aktardığı gerçek anlamda bir araya gelmiş halkın mücadelesini organize etmek, onların yanında yer almak ve Avrupa’nın, hatta Dünya’nın diğer halklarına ezilmişlik, sömürü karşısında çarkın arasına giren bir mengene olarak birlik olmaları, ayaklanmaları çağrısında bulunmaktır. Bu çabasını devamlı kılmak isteyen partinin geleceğe yönelik planlı ilerleyişi tutarlı ve örgütlü hareket etme çabasından ileri gelmektedir.

Türkiye’nin silik ve sindirilmiş olan kimi bireyleri için ‘kargaşa ve kaos ortamı yaratmaktan başka işe yaramaz’, ‘iç savaş çıkarırlar’, ‘gereksiz yere mücadele ederler’ gibi dar kalıplara sıkıştırılan KKE’nin çabaları sonucunda Yunanistan’daki halk, hükümete daima DEDİĞİNİ KABUL ETTİREBİLMEKTEDİR. ‘Çarkların işçiler ve çalışanlar olmadan dönemeyeceğini’ iyi bilen Yunan Komünist Partisi, ‘Patronlar Olmadan Da Yapabilirsiniz’ diyerek halka, halkın kimliğini ve değerini sürekli hatırlatmaktadır. Kırk yılda bir yapılan ‘kuruşluk’ zam için bile birlik olan halk, zamları daha gelmeden geri çektirebilmekte, özel kuruluşların önünü tıkamakta; kısacası yönetimde olmasalar dahi, muhalefet olma ve güdümleme becerileriyle ülkesinin, haklarının ve insanlığının ırzına geçecek olanları 7’sinden 70’ine alaşağı etmektedir.

Bugün Yunan Komünist Partisi, dünyadaki diğer komünist partilerle bir araya gelerek işbirliği tasarılarını paylaşmayı düşünmektedir. Çözümlerin önerildiği, çalışanların haklarını koruyan sendikal adımların nasıl atılacağının konuşulduğu, hepsinden önemlisi dünya ölçeğinde egemen piyasacı sermaye sistemine karşı daha eşitlikçi bir sistemin tasarılarının görüşüldüğü bu toplantılarla yeni stratejiler belirlenmektedir.

Aktarmaya çalıştığım Yunanistan’ın ve Yunan Komünist Partisi’nin kısa geçmişinden de anlaşılacağı gibi tekerrür eden tarihten ve yaşanılanlardan ders almak gerekmektedir. Yunan Komünist Partisi’nin haklı çabası boşuna değildir ve hem yerel, hem küresel basından sıkça gördüğümüz üzere küçük ülkelerin önünü kesip büyümelerine engel oluşturan, iç savaşları çıkaran, liderleri pohpohlayıp liderleri linç eden emperyalist güçler ve onların emir kulları bugün yönetimde, çevremizdedirler. Arap Baharı adı altında Ortadoğu’ya da sürekli olarak çomak sokan güçlere tampon olmak boş bir uğraş değildir. Bugün, Yunan halkının karşı duruşu nedeniyle değil hükümet, Avrupa Birliği bile ateşin diğer ülkelere sıçramasından korkmaktadır. İdeolojisi ne olursa olsun korkan değil korkutan olmak, halkın haklı birliği, KKE’nin haklı mücadelesi nedeniyledir. Toplumsallaştırılmasının önünün açılması, bunların halkın malı haline getirilerek, ekonomide merkezi planlamanın ve halk denetiminin geliştirilmesi uzak hayaller değildir. Yeter ki birey, dünyaya bir kez geleceğini ve İNSAN olduğunu hatırlasın…

*Bu yazı Yunan Komünist Partisi’nin kuruluş yıldönümü için kaleme alınmıştır.
**KKE, bazı kaynaklara göre 4 Kasım, bazı kaynaklara göre ise 19 Kasım’da kurulmuştur. Yunan yazar Maria Yordanidou’nun ‘Feleğin Çemberinde’ adlı eserinde kuruluş tarihi olarak 19 Kasım yer almaktadır.
***Yazının başlığı 2011 krizine karşı duran halkın kitleselleşen sloganıdır. Yunanistan’da halk, ‘Haydi İşgale!’ sloganıyla bakanlıklara yürümüş ve pek çok bakanlık çalışanı bu haklı yürüyüşe destek çıkmıştır.

KAYNAKLAR:

Richard Clogg, Modern Yunanistan Tarihi

Dominique Eudes, Kapetanios Yunan İç Savaşı 1943-1949

* Molotov-Ribbentrop Paktı (Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı),  22 Haziran 1941’de Almanya’nın Rusya’ya saldırmasıyla kendiliğinden feshedilmiştir.

*https://issuu.com/azizm/docs/edergikasim2011

Bunu paylaş: