Fransa’daki Tamil Kaplanı: Dheepan – Onur Keşaplı

Bu yazı ilk olarak 2015 yılında, Sol Gazetesi/Haber Portalı bünyesinde film eleştirileri kaleme aldığım dönemde, Filmekimi kapsamında izlediğim altı filmlik bir toplu değerlendirmenin parçası olarak yayınlanmıştı*. Fransa’nın başkenti Paris’e göç etmek zorunda kalan, Sri Lanka’nın Tamil azınlığından bir bireyin mücadelesini anlatan Dheepan adlı yapıtı, sinemasal açıdan bugün güncel kılan bir durum söz konusu değil. Ancak önceki gün Sri Lanka’da meydana gelen terör saldırıları sonucunda yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi ve çok daha fazlasının yaralanması üzerine konu ister istemez Hint Okyanusu’nun bu küçük ada ülkesi hakkında bildiklerimizi anımsattı. Ayrılıkçı Tamil Kaplanları örgütünün ordu güçleriyle on yıllara varan savaşı, savaşın getirdiği ölümler ülkeler coğrafyası, dünya tarihi ve siyaset ile ilgilenenlerin bilgi dağarcığında yer edinmiş olabilir. Fakat bu enformasyon tutunuşları, Sri Lanka’da yaşananlarla ilgili derin bir duygudaşlık kurup üzülmemize neden olamıyor, olamadı. Halbuki önceki hafta, hiçbir can kaybının ve büyük oranda sanatsal/tarihsel kaybın yaşanmadığı Notre Dame de Paris yangını sonrası biz dahil hatırı sayılı bir toplam gözyaşı dökercesine empati sergiledi. Bu elbette yanlış değildi, doğruydu. Zaten bu yeniden paylaşımın amacı da “batı için gözyaşı dökenler doğu için neredeler” popülizmi de değil. Haddini aşmak pahasına bu yeniden dolaşıma sokulmadaki amaç, yeterince dinlemediğimiz, görmediğimiz, tanık olmadığımız şeylere yönelik algımızın yetersizliği ve bununla başa çıkmak için ne yapılması gerektiği. Yüzümüzü çoğunlukla Anadolu’ya kıyasla güneşin battığı yörelere çevirdiğimiz tartışılmaz bir gerçek ancak asıl sorun bu zihniyet tutumundan öte günümüzde hala, eğer politik bir saik ile hareket etmiyorsak ya da ucuz popülizme kaymıyorsak, duygudaşlık kurabilmek adına yegâne hareket noktamızın somut temas olması. Hâlbuki türümüz buna ihtiyaç duymamalı, muhtaç olmamalı. İnsani tepkimelerimizi, dışavurumlarımızı göstermek adına her yer, herkes ve her şey ile somut temas kurabilmenin imkânsızlığını bir an olsun göz ardı etmeden soyutluğun ağırlığını hissedip bu ağırlığın içerdiği duygu durumlarını yaşayabilmeli ve paylaşabilmeliyiz. Kant’ın somut durumlar için örneklediği, bir hayli idealist ahlak felsefesini günün birinde idealist olmaktan kurtarıp ayakları yere basan bir gerçekliğe indirmek istiyorsak belki de öncelikle soyut olanın somutluğuyla yola koyulmalıyız. Üç yıl önce tercih ettiğimiz başlığın bugün hem güncel yaşananlar hem de bu yazının kendisi kadar uzun girizgâhın vurgusuyla uyumu ise yola çıkma noktasında bir nebze de olsa tetikleyici olabilir.

***

2015 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’nin sahibi olan Dheepan, Fransız yönetmen Jacques Audiard’ın, Pas ve Kemik ve Yeraltı Peygamberi gibi güçlü filmlerle dolu filmografisindeki en yeni yapıtı. Birden fazla soruna değinen, politik bir dokunuşa sahip olan film, Sri Lanka’daki Tamil azınlığının bağımsızlığı için 1976’dan, ordu karşısında nihai yenilginin geldiği 2009’a kadar savaşan Tamil Kaplanları’na mensup bir gerillanın Fransa’ya taşınan hikâyesini anlatıyor. Toplamda 70.000 civarı insanın hayatını yitirdiği, son savaşta ise Tamil azınlığının büyük oranda katledildiği Sri Lanka’dan Avrupa’ya iltica etmek için kimlik değiştiren, ardından bir kadın ve bir kız çocuğuyla bir aileymiş gibi davranarak Fransa’ya ulaşan Dheepan, burada kendisini bambaşka bir savaşın, açlığın, yoksulluğun ve gerçek bir aile olabilme mücadelesinin içinde bulur.

Duygu istismarına rahatlıkla izin verebilecek bir “umut hikâyesi” olabilecekken gerçekçilikten uzaklaşmayan film, yer yer Üçüncü Sinema kodlarından olan “açlığın estetiği”ne başvurarak Tamil azınlığından başlayıp evrensel ölçeklerde günümüzün ekonomi politiğinde insan kalabilmenin güçlüğüne eğiliyor. Gerçek ailesini savaşta yitiren Dheepan zoraki ailesiyle Paris dışında yer alan ve çetelerin hüküm sürdüğü bir toplu konutta görevli olarak çalışmaya başladıktan sonra şiddetin Sri Lanka’yı çağrıştıracak dozda olduğunu görerek tutunma çabasını arttırıyor. Geniş açıya hiç, genel çekime ise kısmen başvuran yönetmen, yakın plan dar açı ve dramatik aydınlatma tercihleriyle Dheepan ve genel olarak mültecilerin ve yoksulların gündelik yaşamının sıkıştırılmışlığını ustaca aktarıyor. Giderek ailesi olarak hissettiği kadın ve kıza bağlanarak şiddetten uzak durmaya çabalayan Dheepan’ın etrafında çemberin daralması ise filmi bir ölçüde tahmin edilebilen şiddetli bir sona doğru götürüyor. Scorsese’nin Taksi Şoförü’nün kırılma anını anımsatan finalde ise çok daha sinematografik bir biçim tercih ediyor yönetmen Audiard. Böylesine şiddetli bir filmde fiziksel şiddeti kadraj dışında bırakan yönetmen, merdiven sekansında şiddetin estetize edilmeden, gösterilmeden de izleyiciye ne kadar güçlü bir etkiyle aktarılabileceğinin dersini veriyor adeta. Senaryonun tepe noktasındaki kırılmanın ardından uzun bir kararma sonrası gelen son sahne ise filmin genel dokusuyla uyuşmazlığı düşünüldüğünde izleyiciye bırakılmış bir olası gerçeklik anı gibi duruyor. Budizmin simgeleştirildiği, özellikle Dheepan ile eşleşen filin gece yakın plan ayrıntı çekimleri, değişmeceli anlatının unutulduğu günümüz sinemasında kıymetli bir hal alıyor.

*http://haber.sol.org.tr/blog/kent-kultur-sanat/onur-kesapli/filmekiminde-one-cikanlar-132646

Bunu paylaş: